İstanbul’un Mânevî Mimârisi ve Medeniyet Ruhu

İstanbul neden sadece bir şehir değil, bir emanet ve mânevî merkezdir?

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, İstanbul’un sadece tarihî ve mimarîsiyle değil, aynı zamanda coğrafî mevkii ve zâhirî güzellikleriyle de eşsiz olduğunu ifade ediyor.

İSTANBUL: MADDÎ VE MÂNEVÎ İMÂRIN BULUŞTUĞU ŞEHİR

Şair Nedim’in güzel bir ifadesi var, tabiî biraz kesretten kinâye:

Bû şehr-i Sitanbûl ki bî-misl ü bahâdır.

Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.

Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında,

Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır.

“Bu İstanbul şehri ki paha biçilemez bir şehirdir. Bir tek taşı için, baştan başa İran mülkü fedâ edilebilir!.. Buna değer!.. İki deniz arasında öyle bir tek parça mücevherdir ki; değerini vermek için, cihânı aydınlatan güneş ile tartılsa lâyıktır!..”

Boğaz, âdetâ İstanbul’a gerilmiş bir gerdanlıktır... Gün boyu seyrine doyulmayan nakışlar, geceleri ise mehtabıyla ayrı bir âhenk. Sanki bir şi‘r-i ilâhî. Cenâb-ı Hak öyle güzel halk etmiş ki, İstanbul Boğazı biraz daha geniş olsa denize benzer. Biraz daha dar olsa dereye benzer. Cenâb-ı Hak; öyle bir kıvam, öyle bir güzellik ve zarâfet vermiş ki, yaratılışında da Cenâb-ı Hakk’ın güzel bir lutfu vardır.

İstanbul; tabiî güzelliklerle donatıldı, maddî ve mânevî güzelliklerle donatıldı. Nasıl ki bir caminin îmârı; onun hattı, tezyini ve dekorlarından önce sâlih ameller, cemaat, ihlâslı kalabalıklar ve tilâvetlerle olursa; bir şehrin de mânevî îmârı, maddî îmârından daha evvel gelir.

Ecdâdımız bu mübârek beldeyi fethettikten sonra, burayı İslâm âleminin merkezi hâline getirmiştir. Mukaddes emânetler de Yavuz Sultan Selim Han tarafından getirilmiş, Topkapı Sarayı’na konulmuştur.

Şu da câlib-i dikkattir:

İstanbul, hilâfet merkezi olmuştur. Hattâ; Fas’tan, Kuzey Afrika’dan, Orta Asya’dan hacca gidecek hacılar, önce İstanbul’a gelirler, bu hilâfet merkezinde bir müddet kalırlar, bilhassa mukaddes emânetleri ziyaret ederler, sonra yollarına devam ederlermiş. İstanbul’un böyle güzel bir özelliği de vardır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

FETİH RUHUNUN ŞEHRİ İSTANBUL

Fetih Ruhunun Şehri İstanbul

İSTANBUL'UN FETHİNİN BEŞ SIRRI

İstanbul'un Fethinin Beş Sırrı

İSTANBUL’UN FETHİ İLE İLGİLİ HADİSLER

İstanbul’un Fethi ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.