Fetih Ruhunun Şehri İstanbul

İstanbul denilince; tarihimiz, kültürümüz ve gönül dünyamız bakımından bizim için ne ifade eder?

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, tarihimiz, kültürümüz ve gönül dünyamız açısından İstanbul’un bizim için ne ifade ettiğini açıklıyor.

İSTANBUL BİZİM İÇİN NE İFADE EDER?

– İstanbul bizim için çok müstesnâ ve mûtenâ bir şehirdir.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.):

“İstanbul fetholunacaktır...” buyurmuştur. (Ahmed, IV, 335; Hâkim, IV, 468/8300)

Bu müjdeye nâil olmak için;

Ashâb-ı kiram zamanından başlayarak akın akın Fatih Sultan Mehmed Hân’a kadar bu seferler bir îman şerâresi hâlinde devam etmiştir. Yeter ki Efendimiz’in (s.a.v.) yüreğinde bir yerimiz olsun, kıyâmet günü bir yerimiz olsun diye!..

İstanbul’un fethi, hicretten 857 sene sonra; ecdâdımız, büyüğümüz Fatih Sultan Mehmed Hazretleri’ne kısmet oldu. Demek ki Fatih Sultan Mehmed Hân’ı da yakından tanımamız lâzım.

Yaratılışındaki istîdat, almış olduğu maddî ve kalbî eğitimle birleşerek Fatih Sultan Mehmed Hân’ı **«feth-i mübîn»**e çoktan hazırlamış bulunuyordu. Şuuraltında bununla o kadar doluydu ki çocukluğundan beri elinde kâğıt-kalem, dâimâ fetih projeleri ile meşgul olmuştu. Âdetâ vird hâlinde:

“– Ya Bizans bizi alır veya biz Bizans’ı alırız!..” diyordu.

İstanbul’un fethi, tabiî Doğu Roma İmparatorluğu’nun bitişidir. Bir çağın kapatılması, bir çağın başlangıcıdır.

İSTANBUL’UN MÂNEVÎ FETHİ

Cenâb-ı Hak; fethi Osmanlı’ya ihsân etti, ikrâm etti. İstanbul, bize Peygamber Efendimiz’in bir müjdesi ve gelecek nesillere bir emânetidir. İnşâallah kıyâmete kadar İstanbul, bu şekilde camileriyle ve ezanlarıyla İslâm medeniyet merkezi olarak devam eder.

Tabiî burada İstanbul deyince yine, en başta mânevî olarak, Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri hatırımıza gelir. Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri, Efendimiz’e misafirperverlik etti. Gazvelere katıldı. Canını ve malını bu yolda bezletti, cömertçe sarf etti. Bu hadîs-i şerîfe nâil olabilmek için, Rasûlullah Efendimiz’in yüreğinde bir yeri olması için, seksen küsur yaşında iki defa İstanbul seferinde bulundu.

Hattâ bir vasiyette de bulundu:

“Eğer bu seferde vefât edersem, askerin adımını attığı son noktaya gömün beni. Benden sonra gelen asker, daha öteye gitsin.”

Yani bedeniyle dahî bir ufuk vermeye çalıştı. Hakikaten, arkadan gelenler de bu vasiyeti yerine getirdi. Ondan sonra Avrupa seferleri başladı.

Tabiî büyük bir sahâbî yekûnu şehid oldu İstanbul civarında. Bunların ekseriyeti, Hazret-i Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin civarına defnolundu. Osmanlı buraya “harem mıntıkası” dedi. Yani gayr-i müslimler o harem mıntıkasına sokulmadı, güzel bir edep oldu.

Şimdi biz zâhire göre diriyiz. Fakat zâhire göre de Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri 1400 sene evvel vefat etti. Bugün baktığımız zaman; bizim mi ziyaretçimiz çok, Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin mi ziyaretçisi daha çok?.. Mâşâallah, doluyor taşıyor. Hem Türkiye’mizden, hem de dünyanın dört bir tarafından.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

İSTANBUL'UN FETHİNİN BEŞ SIRRI

İstanbul'un Fethinin Beş Sırrı

İSTANBUL’UN FETHİ İLE İLGİLİ HADİSLER

İstanbul’un Fethi ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.