İlme’l-Yakin, Ayne’l-Yakin ve Hakka’l-Yakin Ne Demek?
İslâm’da kesin bilgi anlayışını, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn mertebelerini ve anlamlarını öğrenin.
Yakînin yani kesinlik ifâde eden ilmin dereceleri ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn olmak üzere üçtür:
İLME’L-YAKÎN, AYNE’L-YAKÎN VE HAKKA’L-YAKÎN NEDİR?
İlme’l-Yakîn: Akıl ve Nakle Dayalı Kesin Bilgi
Akıl ve naklin yani nazar ve haberin ifâde ettiği ilme “İlme’l-yakîn” denir.
Akıl ile nakil birbirine zıt değildir. Dâimâ birbirini destekler. Eğer akıl ve naklin arasında bir zıtlık varmış gibi gözükürse bu, ya aklın selîm olmamasından veya naklin sahîh olmamasındandır.
Ayne’l-Yakîn: Görerek Elde Edilen Kesin Bilgi
Selîm (sağlam) duyu organlarının, gözlem veya deneyin bildirdiği bilgilere “Ayne’l-yakîn” denir.
Bu yolla elde edilen yakîn (bilgi), “ilme’l-yakîn”den daha yüksektir. Çünkü gözle görülerek öğrenilen bir bilgi, nefsi ve kalbi başkasından duyularak öğrenilenden daha çok tatmin eder. Bundan dolayı; “Duymak, görmek gibi değildir.” denmiştir.
İbrâhîm (a.s), Allah’ın ölüleri nasıl dirilttiğinde şüphe etmediği hâlde Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istemiştir:
“İbrâhim Rabbine: “Yâ Rabbi! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” dedi. (Allah Teâlâ:) “Yoksa inanmadın mı?” dedi. (Hz. İbrâhîm:) “Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim).” dedi.”1 İbrâhîm (a.s.)’ın bu isteği, onun ilme’l-yakîn’den ayne’l-yakîn’e yükselmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu, ayne’l-yakîn’in ilme’l-yakîn’den daha yüksek bir mertebe olduğuna delildir.
Hakka’l-Yakîn: Yaşayarak Elde Edilen En Yüksek Kesin Bilgi
Kalp ile sezilip bizzât duyulan, basîretle müşâhede olunan, bizzat yaşayarak elde edilen bilgiye “Hakka’l-yakîn” denir.
Hakka’l-yakîn, yakîn derecelerinin en yüksek mertebesidir. Bir şeyin mâhiyet ve hakikati, ancak ilmin üçüncü derecesiyle gerçek olarak bilinebilir. Bu mertebede bilinen şeyler, söz ile tam anlamıyla ifâde olunamaz. Ancak zevk ile vicdan ile bilinebilir. Bu dereceye ulaşanlara “Ârif” veya “Mârifet Ehli” denir. Tasavvuf kanalıyla varılan bu mertebe “Basîret” denilen kalp ve gönül gözüyle elde edilir. Mutasavvıflar bu hale “Vicdânî zevk” derler.2
Dipnotlar:
- Bakara, 2/260
- İzmirli İsmail Hakkı, a.g.e., s. 41; Ali Arslan Aydın, a.g.e., s. 93-94.
Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!