İhsan Şuurunda Namaz: Kalben Allah ile Beraberlik
İbadetin kabulündeki asıl sır olan kalp ve beden bütünlüğünü bir dervişin ibretlik kıssasıyla anlatan, ihsan şuuru ve huşû üzerine hikmetli bir değerlendirme.
Mânevî tekâmül yolunda ilerlemeye çalışan bir derviş, gece vakti, mescitte namaz kılıyordu.
DERVİŞ VE YAĞMUR KISSASI: GÖNÜL NEREDE İSE İBADET ORADADIR
O esnâda şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Dervişin gönlü bir an için evine yöneldi. Fakat o an kalbinde yankılanan bir ses duydu:
“–Ey derviş! Kıldığın bu namazla Bizʼim için bir şey yapmış olmuyorsun! Zira sendeki güzel olanı (gönlünü) evine gönderdin, çirkin olanı (nefsini) burada bıraktın!..”
Hisse:
Bütün ibadetler, rûha verilen ayrı ayrı vitaminler mesâbesindedir. Fakat ibadetlerin Hak katında makbûliyeti, onların kalp ve beden âhengiyle îfâ edilmesine bağlıdır.
Meselâ namazda, kimin huzûrunda durduğumuzun farkında olmalı, kendimizi rûhen ve bedenen ibadete vermeliyiz.
İhsan duygusuyla, yani biz Allâhʼı göremesek de Oʼnun bizi her an görmekte olduğu, bize şah damarımızdan daha yakın bulunduğu, kalbimizden geçenleri dahî bildiği şuuruyla, Cenâb-ı Hakkʼın huzûruna durmalıyız. Zira ibadetler, kalben Cenâb-ı Hakʼla beraberlik ikliminde îfâ edilebildiği nisbette makbûliyet kazanır.
Nitekim hadîs-i şerîfte buyruluyor:
“Bir kimse namaz kılar; fakat namazının yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri, altıda biri, yedide biri, sekizde biri, dokuzda biri, hattâ ancak onda biri kendisi için yazılır.” (Ahmed, Müsned, IV, 321)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!