İbadetlerin İfası Nasıl Olur?

İbadetler şekil ve mana bakımından nasıl yapılır? İbadetlerin ifası nasıl olur? Orucun kıymetini artıran şey nedir?

İbadetler, kulluğumuzun en güzel ifadesidir. Bunun nasıl olacağını, şekil ve mana cihetiyle hangi surette ve derinlikte yerine getirileceğini Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şahsında Yüce Rabbimiz kullarına göstermiştir. Sûret/şekil, mânâ için bir zarf ise de kendisi olmadan mananın zuhuru ve korunması da mümkün değildir. Bu yönüyle bütün ibadetlerde hem kalıp hem de ruhânî boyut birbirinin olmazsa olmazıdır.

İBADETLER NASIL İFA EDİLİR?

İbadetlerin ifası, fert ve cemaat şeklindedir. Kur’ân-ı Kerim’de ibadetlerin özellikle cemaatle yerine getirilmesine çok sayıda işarette bulunulmuştur. Sanki her bir fert ibadetini ifa ederken cemaatten kopmadan yapmalıdır. Kendi içinde fert olarak ibadetin ifasında üzerine düşen vazifeyi hem suret ve hem de mana cihetiyle en güzel şekilde yerine getirmeye çalışırken, diğer müminlerle aynı safta durduğunu da unutmamalı ve safı bozmamaya azami gayret göstermelidir. Bunun en güzel tezahürünü namaz ve hac ibadetinde görüyoruz. Ancak iyi düşünülürse bu cemaat hassasiyeti, alanlar ve verenler birlikte değerlendirildiğinde zekâtta da vardır. Aynı durum oruç ibadetinde de vardır. Zira bütün müminler yıl içinde sadece Ramazan-ı Şerif ayında bu farz olan oruç ibadetini ifa ederler. Bu bir anlamda orucu cemaatle eda etmenin bir ifadesidir. Hatta bu birliktelikten, geçerli mazereti olmadan kopan olursa, kendisine ceza olarak senenin diğer günlerinde iki ay peş peşe oruç tutma mecburiyeti getirilmiştir. Şurası bir gerçektir ki birlikte yapılan fiiller, kalpleri birleştirir, ümmeti büyütür, bütünleştirir, güçlü ve aziz bir ümmet kılar.

Her bir ibadetin farzları, vacipleri, sünnetleri ve edepleri vardır. Bunlar ilmihal kitaplarımızda bütün detaylarıyla bildirilmiştir. Biz burada özellikle oruç ibadetinin ümmet birliğimize vesile olması gereken boyutu üzerinde durmak istiyoruz. Zira ümmetimizin bir uzvu olan Gazze’de zalimlerin zulmü altında nice acılar, açlıklar, ızdıraplar, mahrumiyetler ve can pazarı yaşanmaktadır. Öyleyse oruç ibadetimiz de bugünlerde Gazze unutulmadan ifa edilmelidir. Yunus Emre Hazretleri’nin “Sol böğrümde ince bir dert, batar Yûnus Yûnus diye” ifadesinde dile getirdiği şekliyle hayatın bütün safhalarında Gazze ve benzeri mazlum ve mahzun coğrafyalar yüreğimizde hissedilmelidir.

NE YAPABİLİRİM?

Bu hissiyât, ağlayan çocukları, gözü yaşlı anneleri, çaresizlikten yüzünü göğe çeviren babaları her an görmeyi, gözetmeyi ve yapabilecek bir şeyler bulma yolunda çırpınmayı gerektirir. Yine bu hissiyat, sahurda, seherde, gecede ve gündüzde, iftarda, teravihlerde hülasa içimizde hep diri olmalıdır. Gönüllerimiz “Ne yapabilirim” radarına dönüşmelidir. Böylesi arayışlara Rabbimiz nice imkân ve fırsatlar sunacaktır. “Elimizden bir şey gelmiyor, ne yapabiliriz ki!” diyerek sadece sızlananlar ile bir şeyler yapabilmek için koşuşturanlar asla bir olmazlar. İçteki keşkelerimizi diğer bir ifadeyle temennilerimizi, güçlü iradelere dönüştürmeden ve iradelerimizi teşebbüsle buluşturmadan hiçbir kapı açılmayacaktır. Hakk’ın yardımı, güçlü iradeler ve mücahedeler neticesinde erişecek ve Rabbimiz böylesi kullarına nice yollar gösterecektir. Nitekim böylesi bir gayrete soyunan kişi ve kuruluşların bir şekilde Gazze’de varlığını da eserlerini de görüyoruz.

Ramazan-ı Şerifi Gazze’de kardeşlerimizle yaşamak sadece hissiyat düzeyinde kalamaz ve kalmamalıdır da. Kendimizden ve ailemizden başlamak üzere oruç ibadetini daha diri ve cemaat halinde yaşamak için öncelikle yüreğimizi bütün İslam coğrafyasına açmak durumundayız. “Orada bir kardeşim var ve o benden bir parçadır” diyerek hem kavlî hem de fiilî dualar için kıyama durmalıyız.

Mevcut yardım kampanyalarına aktif katılmayı yoksa kampanyalar oluşturmayı planlamalıyız. Bu katılımda imkânımız nispetinde hem malımızla ve hem de canımızla orada olmalıyız. Sadece biri yetmez; her ikisinden de fedakârlık gerekiyor.

Düşmana karşı kalbî buğzumuzu fiilî davranışlar olarak da göstermek durumundayız. Bu anlamda boykot çağrılarını ciddiye almalı ve gereğini hem yapmalı ve hem de yapılmasına ön ayak olabilmeliyiz.

Her bir müminin kendi yapabileceğinin yanı sıra başkalarının da bir şeyler yapmasına vesile olma potansiyeli mevcuttur. Bu potansiyelimizi de harekete geçirmek nice âtıl kapasitenin aktif hale gelmesine vesile olacaktır. Bir diri yüreğin nice gönüllerin dirilmesine öncülük edebildiğini tarih boyunca hep müşahede etmişizdir.

ORUCUN KIYMETİNİ ARTIRAN ŞEY

Oruç ibadeti böylesi faaliyetlerle cemaat halinde ifa edilebilirse, Hakk’ın rahmetini daha çok üzerimize çekecektir. “Biz ancak Sana kulluk ederiz” demeden “Ancak Senden yardım dileriz” demeye yüzümüz olmayacaktır. “Allah’ın yardımı, güç ve kudreti cemaat üzerine olur” nebevî müjdesine nail olmak için Ramazan-ı Şerifi bir fırsat mevsimine çevirmek, nice zaferlerin de bir kapısı olacaktır. Allah Teâlâ Saf suresinde birbirine kenetlenmiş saflar halinde düşmana karşı birlik oluşturup savaşanları sevdiğini ve onlardan razı olduğunu bizlere açık bir şekilde beyan etmiştir. Şimdi bu emre daha çok uymanın zamanıdır. Allah nurunu kafirler istemese de tamamlayacaktır. Biz bize düşeni yapmakla mükellefiz. Zaferi geciktiren vazifemizdeki kusur ve ihmalimizdir. Rabbimizden Gazze’nin diğer mazlum kardeşlerimizin kurtuluşunda hepimize büyük nasipler lütfetmesini niyaz ederiz.

Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 457

İslam ve İhsan

İBADETİN TOPLUMSAL FAYDALARI NELERDİR?

İbadetin Toplumsal Faydaları Nelerdir?

İBADETLERİN MADDİ VE MANEVİ FAYDALARI

İbadetlerin Maddi ve Manevi Faydaları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.