Hz. Ebubekir Hz. Ömer’den (r.a.) Neden Özür Diledi?

Abdullah Sert Bey, Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer (r.a.) arasında yaşanan tartışmanın nasıl tatlıya bağlandığını anlatıyor.

Ashâb-ı Kirâm bir gün Peygamber Efendimiz’in huzurunda otururken Hazreti Ebûbekir’in (r.a.), elbisesinin eteklerini diz kapaklarına kadar toplayarak telaşla geldiği görüldü. Hazreti Peygamber onu öyle görünce, “Arkadaşınız herhalde biriyle tartışmış olmalı” diye yorumladı. Bunun üzerine Hazreti Ebûbekir (r.a.) selâm verdi ve başından geçeni anlatmaya başladı.

PEYGAMBERİMİZ ÜÇ DEFA MAĞFİRET DİLEDİ

Hazreti Ömer’le (r.a.) aralarında bir tartışma olmuş, Hz. Ömer’e (r.a.) karşı haddi aşıp aşırı davranmış, peşinden de özür beyanı ile affını istemişse de Hz. Ömer (r.a.) bundan kaçınmıştı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber, Hazreti Ebûbekir (r.a.) için üç kere Allah’tan mağfiret diledi. Aslında Hazreti Ömer (r.a.) de bu tartışmadan pişmanlık duyarak Hazreti Ebûbekir’in (r.a.) evine gitmiş, onu evde bulamayınca derhal Peygamber Efendimiz’in huzuruna gelip selâm vererek huzurdaki meclise dahil olmuştu.

Hz. Ömer, söze başlayacaktı ki Resûl-i Ekrem Efendimiz’in simasının renginin değişmeye başladığı görüldü. Bunu fark eden Hazreti Ebûbekir (r.a.) Hz. Ömer’in (r.a.) azarlanmasından endişe ederek iki dizi üzerine çökmüş vaziyette yemin ederek iki kere bu işte kendisinin Hz. Ömer’den (r.a.) daha ileri gittiğini söyledi.

İbn Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir dost edinecek olsaydım Ebûbekir’i (r.a.) dost edinirdim. Fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır.” (Buhârî, Fedâilü ashâbi'n-nebî, 5)

ÖZÜR DİLEMESİNİ BİLİRLERDİ

“Asr-ı Saâdet ahlâkı” İslam ahlakına güzel bir örnek teşkil eder. Ashâb-ı Kiram’ın ahlâkından öğreniyoruz ki, onlar, hatalarında ısrar etmez, samimiyetle özür dilemesini bilirlerdi.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.