Hayırlı Nesiller İçin Önce Salih İnsan Olmak
Hayırlı nesillerin ardındaki en önemli sır: salih insan, fıtratın korunması, iman ve aile terbiyesi ekseninde modern dünyaya ışık tutan kapsamlı bir değerlendirme.
İnsan, Allah Teâlâ’nın yarattığı hârikalar nevinden ve kâinattaki en büyük mûcizelerinden biridir. Doğduğunda fıtrat olarak tamamen temizdir. Nasıl bir eşyanın üreticisi onu en iyi bilir; kabiliyet ve kapasitesinin sınırlarını, üstünlük ve zaaflarını öncelikle üretici olarak kendi tespit ederse; insanın yaratıcısı olan Allah da onu en iyi tanıyan, her şeyiyle onu en iyi bilendir.
İNSANIN FITRATI VE YARATILIŞ HİKMETİ
O, insanı “ahsen-i takvim: en güzel biçim” üzere yaratmış, ancak aşağıların en aşağısına (esfel-i sâfilîn) sürüklenebilecek bir kayma payı da var etmiştir. İşte insan, bu iki uç kutup arasında, bir sarkaç veya tahterevalli misâli sallanıp durur. O, fazîlet ve şerefi ile “meleklerin kendisine secde edeceği” kadar yükselebilirken, alçaklık ve sukûtu/düşmesi ile “şeytanın bile kendisinden kaçacağı” hâle dönüşebilir.
Bu sebeple insanı anlamak, tanımak, yetiştirmek ve istikamet üzere tutmak çok zordur. Bunun için ilâhî rehberlik ve nebevî tavsiyeler gereklidir.
Her insan, hayata başlarken fıtrat üzere, yani Allâh’ı bilecek, bulacak bir mükemmellikte yaratılır. Ama içinde nefis ve şeytan, dışarıda çevre ve aile bu fıtrata tesir eder; onu yeniden şekillendirir.
Saf akıl, kirlenmemiş vicdan, arındırılmış (tezkiye edilmiş) nefis ile tasfiye edilmiş kalp, sâlih ve sâdık insanlardan oluşan aile ve çevre, insanı hayra ve takvâya yönlendirirken; hevâ ve heves, şeytanın oyuncağı hâline gelmiş duygu ve arzular, ifsâd edilmiş akıl, ayarı bozulmuş vicdan ve irâde, şeytanlaşmış çevre, insanı helâke sürükler.
AİLENİN VE EVLİLİĞİN NESİL ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
İnsanın bizzat kendisi böyle farklı bir mâcera içinde yaşarken evlenip yuva kurduğunda; başka insanlara da doğrudan tesir eder. Meselâ evlendiği eşini hayra veya şerre yönlendirir; doğan yavrularına ilgisi veya ilgisizliği ile yeni bir “şekil” verir. Bu sebeple “Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz!” düsturunca, insanın “hayırlı bir nesil” yetiştirmesi, ancak ve öncelikle kendisinin “hayırlı” bir insan olmasına bağlıdır.
Hayrın yolları bellidir. Hayırlı insan olmak için ilk aşamada Yaratıcı’mıza şükrümüzün nişânesi olarak “îman” sahibi olunmalıdır. Îman, hayrın başlangıcı, anahtarıdır. Sıfır rakamının başına konan “bir” gibidir. Îman olmadan yapılan hayır ve güzellikler, hizmet, fedakârlık ve sâlih ameller; maalesef “hiç” olmaya mahkûmdur!
Elbette hayırlı insan olmak için, sadece îman sahibi olmak yetmez. Onu sâlih amellerle, kendimize ve insanlığa faydası olacak güzel söz ve davranışlarla desteklemek, güçlendirmek, güzelleştirip süslemek gerekir.
Hiçbir insan “melek” değildir ve olamaz! Melekler, hata ve günah işlememek üzere yaratılmışlardır. Bu mânâda insan ne kadar isterse istesin, hatasız ve günahsız olamaz. Çünkü onun içinde kendisini yücelten “takvâ” da kendisini dibe çeken heva ve hevesin merkezi “nefis” de bulunmaktadır.
Eskiler, “Düşmez kalkmaz bir Allah!” demişlerdir. Yani insanın sürçmesi, günaha düşmesi; insan oluşundandır. Ama günah üzere devam etmemesi, hatalarından pişman olması ve onları düzeltmek için gayret göstermesi ise onun şeref ve fazîletini ortaya koyar.
AİLEDE HUZUR VE İNSANIN RUHÎ İHTİYAÇLARI
Sâlih insan, kendisi gibi sâliha bir hanım bularak “hayır ve saâdetin anahtarı” olacak bir yuva kurar. Evlilikteki niyeti; Allâh’ın râzı olacağı bir hayat yaşamak, insanlığa faydalı nesiller yetiştirmektir. Doğru şekilde başlayıp rızâ-yı ilâhî gözetilerek kurulan yuvalar; dünyada insan için sekînet ve huzur kaynağı, Allâh’ın varlığını hatırlatacak bir muhabbet âyetidir. Böyle yuvalar, dünyadaki cennet misalidir. İçeridekiler huzurlu, dışarıdakiler de huzurludur. Fakat bu yuvada hiç dert, tasa, fitne ve imtihan yoktur, denemez! Bu, dünyanın yaratılış gâyesine aykırıdır. Ancak bu yuvada belâ ve musibetler, hastalık ve zorluklar, “Allah’tan geldiği” düşüncesiyle îman, teslîmiyet ve tevekkülle karşılanır; sabır, şükür ve itaatle ağırlanır; selâmetle yolcu edilir.
Hayat dümdüz bir çizgi değildir; gün kararıp kalmaz! Her gecenin bir sabahı, her gündüzün bir akşamı vardır. Bu sebeple sıkıntı ve musibetlere; “Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz!” inancıyla bakan bu sâlih kimseler, gönüllerini ferahlatan hâllerle karşılaştıklarında da şükür secdelerine kapanırlar. Ellerine Allâh’ın her türlü nîmeti geçtikçe, o nîmetler cinsinden infakta bulunurlar. Darlık ve bolluk anlarında, îman ve teslîmiyetlerinde zikzak yaşamazlar; istikametlerini korurlar.
Böyle bir insan, böyle bir aile ne kadar bahtiyardır. Onların yetiştireceği insanlar da etraflarında gördükleri bu mümtaz örnekler sayesinde hayata “en güzel şekilde” başlamış olurlar.
İnsan nasıl bedenî ihtiyaçlarını karşılamak için beslenmek zorundaysa, mânevî ihtiyaçlarını karşılamak için de rûhî gıdaya muhtaçtır. Zira insan sadece fizikî bir varlık değildir. Onun iç içe geçmiş duyguları, düşünceleri, hayalleri, idealleri, inançları, alışkanlıkları ve bağımlılıkları vardır. İnsanın sadece maddî kısmı görülür de rûhu ve rûhunun ihtiyaçları ihmal edilirse; “eğitimli, kültür seviyesi yüksek, refah içinde yaşayan” kimseler içinde bile çok sayıda intihar, cinnet, uyuşturucu, kumar ve alkol bağımlılığı, psikolojik buhran ve çılgınlık baş gösterir. Çorak bir ruh dünyasında doğan, anne-baba ve çevresinden hayır görmemiş bu insanların insanlığa ne hayrı olur? Yaşadığımız dünya bunun sayısız misâli ile dolu!
MODERN DÜNYADA GENÇLİK VE MANEVÎ ÇÖKÜŞ
Gençlerimizin durumu da pek farklı değil. Cafelerde, eğlence mekânlarında gününü gün eden, beyni uyuşmuş ve nefsânî isteklerinin girdabına düşmüş gençlerde maalesef zerre kadar ideal duygusu kalmamıştır. Medya ve internet gibi kitle iletişim araçlarının menfî tesiri, âdeta insanların düşünme ve araştırma yeteneklerini kör etmiş, geçmişe dair bilgi ve hâfızalarını sıfırlamış, geleceğe dair hayal ve ideallerini kurutmuştur. Sadece kendini düşünen, menfaatperest, hazlarına düşkün, yarına dair bir hedefi olmayan, hayatı sadece dünyadan ibaret gören, kısaca “eyyamcı” tipler türemiştir. Kitleleri tesirsiz hâle getiren bilgi ve duygu bombardımanı; ekranlarda “örnek” gösterilen tiplerin kalitesizlik ve bayağılıkları, çaresizlik duygularını oluşturan “baskın kültür”, “uzun süren ekonomik buhranlar” ve “uluslararası saldırgan politikalar” insanları dünya gerçeklerinden “kaçmaya” itmiştir.
Yeme-içme alışkanlıklarından, çalışma ve aile hayatının zorluklarına; bir cendere gibi insanı ve toplumu devamlı boğan stres, kaygı, kalabalık ve kaoslara kadar beyni, hâfızayı ve duyguları tüketen “modern hayat”, getirdiği maddî konfor kadar ruhlarımızı sükûnete erdiremedi! İnsanları, kalabalık içinde yalnızlaştırdı. Herkesi tek tek muhâtap aldı ve hepsini bağlarından kopartarak “yordu” ve “yuttu”!
ÜMİT, DİRİLİŞ VE HAYIRLI NESİLLERİN YÜKSELİŞİ
Elbette saydığımız bu “karamsar tablo” hayatın sadece bir veçhesi… Hamd olsun kötülükler ve günahlar kadar, hayır ve güzellikler de yeşeriyor; boy veriyor çevremizde… Küçücük yaşlarında Kur’ân’la tanışan nesiller; altmışlı-yetmişli yaşlara kadar Kur’ân okuma fırsatı bulamamış nesillerin ardından büyük bir ümit ışığı…
Rabbimiz, kış aylarında kuruyup odun olmuş görünen ağaçlardan ve buz tutmuş topraktan nasıl tekrar hayat fışkırtıyorsa, bu enkaza dönüşmüş dünya ve küresel medeniyetten(!) de öyle canlar var edecektir! Doğuda ve batıda bunun emâreleri çoktan görülmeye başlamıştır. Bu hayrı ve uyanışı görüp çoğaltmaya çalışanlara ne mutlu!
Kaynak: Nurten Selma Çevikoğlu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!