En Hayırlı Ev: Yetimin Sevindiği Yuva

Müslümanlar içindeki en hayırlı evi müjdeleyen Abdullah Sert Hocaefendi, Allah Resulü’nün yetimlere olan eşsiz şefkatini, Hz. Hamza’nın (r.a.) emaneti Ümame ve sahabenin vefa dolu kıssalarıyla anlatıyor.

Bir yetimin başını okşayarak ona 'baban olayım' diyen Rahmet Peygamberi, bize sadece bir ibadeti değil, bir şahsiyet inşasını miras bıraktı. Sahabenin bir yetime bakabilmek için birbirleriyle yarıştığı o muazzam vefa tablolarına şahitlik edin.

EN HAYIRLI EV: BİR YETİMİN GÖNLÜNE DOKUNAN YUVA

Efendimiz buyuruyorlar ki: "Müslümanların evleri içinde en hayırlı ev, içerisinde yetime iyi muamele edilen evdir." Evet, farklı şekillerde olur bu; dediğim gibi bir harpte annesini babasını kaybetmiş olur, yurt içinden gelir, yurt dışından gelir değil mi? Suriye'den yetimler geldi bize zamanında; annesi babası hakikaten oralarda kalmış, bazen babası kalmış orada şehit olmuş, bazısının belki annesine ulaşılamamış. Onu alan insanlar eğer onlara gerçekten bir evlat muamelesi yaptılarsa, evleri Müslümanlar içinde en hayırlı ev haline geldi. En kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir tabii. Yani birtakım ailelerin parçalanmaları sebebiyle de İslam toplumunda evlerde yetimler olabiliyor. İşte onlara hangi şekilde olursa olsun, muamelenin güzel yapılması gerekiyor.

NEBEVÎ ŞEFKAT: "BEN BABAN, AİŞE DE ANNEN OLSA RAZI OLMAZ MISIN?

Burada şöyle iki tane güzel misal var; muhterem üstadımız nakletmişler bunları fazilet tabloları olarak. Beşir bin Akrabe şöyle anlatır: "Uhud günü Resulullah'la karşılaştım. 'Babam ne durumda?' dedim. 'Şehit oldu, Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun.' buyurdu. Ağlamaya başladım. Allah'ın Resulü beni aldı, başımı okşadı, hayvanına bindirdi. Sonra da 'Ben baban, Aişe de annen olsa da razı olmaz mısın?' dedi."

Yani sahabesine "Bu çocuğu teselli edin, alın götürün bunu." demiyor Resulullah. Çünkü çocuk soruyu Resulullah'a sormuş: "Benim babam nerede?" diyor. O da diyor ki: "Senin baban şehit oldu." Çocuk ağlıyor, Allah'ın Resulü de "Tamam," diyor, "evet baban şehit oldu ama şimdi beni baba kabul eder misin, Aişe'yi de anne kabul eder misin?"

Bunlar, kıymetli kardeşlerim, bizlere gerçekten çok önemli mesajlar veriyor; yüreğimizi yufka hale getirmeli. Bu gerçekten içimize Allah Resulü’nün bu davranışları bir kişilik olarak yerleşmeli. Bunun üzerine diyor o sahabi: "Ben de 'Anam babam sana feda olsun ya Resulallah, tabii ki razı olurum.' dedim. Şu anda saçlarım ağardığı halde, Resulullah'ın mübarek elinin değdiği yerler hâlâ siyah kaldı." diyor. "Diğer yerler, saçlarım ağardı ama Allah'ın Resulü mübarek elleriyle saçlarımın bir kısmına dokunmuştu; 'Bak ben senin baban olayım, Aişe de annen olsun.' diye. Diğer yerler ağardı ama Allah Resulü’nün mübarek avuçlarının dokunduğu yerler, dokunduğu gibi kaldı." diyor sahabi. Evet, bize anlatılan güzellikler, İslam adına anlatılan güzellikler işte bunlar kıymetli kardeşlerim.

Burada yine belki sohbetlerde çok dinlediğiniz bir konudur bu da; her zaman insanın yüreğini böyle çok daha farklı şekilde etkiler. Kaza Umresi dönüşü, yani Hudeybiye Musalahası’ndan bir sene sonra... Kaza Umresi dediğimiz, Hudeybiye Anlaşması’nda malum Peygamberimize Mekke'de umre yaptırılmadı; Hudeybiye'de anlaştılar, bir sene sonra Müslümanlar geldiler ve Hicri 7. yılda Kabe'de umrelerini yaptılar.

Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke'den çıkarken Hz. Hamza'nın kızı Ümame peşine takıldı. Demek ki Hz. Hamza Efendimiz Uhud'da şehit olmuş ama kızı Mekke'de kalmış; o zaman hicret edememiş, Mekke'de kalmış. Uhud Gazvesi Hicret'in üçüncü yılında; aradan 3-4 sene geçmiş, hâlâ Hz. Hamza'nın kızı Mekke'de ama babası gitmiş, Medine'de, Uhud'da şehit olmuş. Orada yetim bir kız var Mekke'de. Kim Hz. Hamza'nın kızı? Hz. Hamza, Peygamber’in amcası; yani Allah Resulü (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın amcasının kızı Mekke'de kalmış, babası da Medine'de Uhud'da şehit olmuş. Resulullah da şimdi bir umre vesilesiyle Mekke'ye gelmiş. Ümame de "Ah!" diyor, "Amcam geldi!" Şimdi amcasının oğlu Hz. Hamza'nın kızı Ümame, Resulullah'ın peşine takıldı ve Resulullah Efendimize "Amcacığım, amcacığım!" diye seslendi. Hz. Ali onu alıp elinden tuttu ve Fatıma'ya "Amcanın kızını yanına al." dedi. Hz. Fatıma da demek umreye gelmiş; ona dedi ki: "Fatıma, bu Hamza'nın kızıdır, bunu yanına al."

ÜMAME’NİN EMANETİ: SAHABENİN HAYIRDA YARIŞAN VEFASI

Medine'ye gelince Ümame'ye bakma hususunda Hz. Ali, Hz. Zeyd ve Cafer (radıyallâhu anh) ihtilafa düştüler. Yani işi birbirine atmıyorlar, herkes "Buna ben bakacağım." diyor; "Sen bak." demiyorlar. Hz. Ali, "O benim amcamın kızıdır, ona ben bakmalıyım." dedi. Cafer, "O hem amcamın kızı hem de ben onun teyzesiyle evliyim, onun için ben bakmam lazım." dedi. Zeyd de "O benim kardeşimin kızı." diyordu. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz onu Hamza ile kardeş yapmıştı; "O benim kardeşimin kızı." diyor. Üçü de "Ona ben bakacağım." diye uğraşıyorlar; "Aman canım sen bak." değil yani, "Ben bakmam lazım, bu bize emanet."

Nebevî İncelik: Her Gönlü Ayrı Ayrı Taltif Eden Karar

Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Ümame'nin teyzesinin yanında kalmasına hükmetti. "Teyzesinin yanında kalsın." dedi. "Zira teyze, anne makamındadır." buyurdu. Bakın, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir olayda kaç tane ders veriyor farklı farklı değerli kardeşlerim. Buyuruyor ki: "Teyze anne makamındandır." Ardından da Hz. Ali'ye yönelerek: "Sen bendensin, ben de sendenim; kırılma yani, sen bakmak istiyordun ama bu yavrucağıza, bunu ben teyzesine veriyorum ama seni de taltif edeyim, sen bendensin ben de sendenim." Cafer'e dönerek: "Yaratılışın ve huyun bana ne kadar da benziyor." dedi. Nasıl iltifat bu değil mi sevgili kardeşlerim? "Yaratılışın ve huyun bana ne kadar da benziyor." dedi. Sonra Zeyd'e dönerek de: "Sen bizim hem kardeşimiz hem de mevlamız (yani azatlımız)sın." buyurdu. Böylece her birine ayrı ayrı iltifat ederek de gönüllerini aldı. "Mahzun olmayın, neticede buradan bir tane evlat var, onu da birisi alacak. Hepiniz isteklisiniz ama sizin de başka güzellikleriniz var."

İşte Allah Resulü’nü böyle tanıyacağız kıymetli kardeşler. Her gönle dokunan, her insanın böyle yüreğine bir güzellik veren bir Kutlu Nebi... Bizler de hayatımızda hep O'na bakarak yaşamak durumundayız. İşte "Tamam, ben böyle karar verdim, bu iş böyle olacak." değil; "Evet böyle karar verdik ama senin de böyle bir güzelliğin var, senin de başka bir güzelliğin var." diyerek herkese ayrı ayrı gönüllerine dokunmak...

Sonra Hz. Ali şöyle buyuruyor: "Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Zeyd'e iltifat ettiğinde (azatlı kölesi yani Zeyd) o kadar sevindi ki kalkıp tek ayak üstünde Peygamberimizin etrafında dönmeye başladı." Niye dönmeye başlıyor? Diyor ki: "Ya Resulallah Efendimiz 'Sen bizim kardeşimiz ve mevlamızsın.' diye ona iltifat ettiği için tek ayak üzerinde Allah Resulü’nün etrafında dönmeye başladı. Cafer'e iltifat ettiğinde, o da Zeyd'in arkasından aynı şekilde yürüdü. Bana iltifat ettiğinde, ben de Cafer'in ardı sıra sevincimden tek ayak üstünde sekmeye başladım."

Hepsini ne kadar mutlu etmiş Resulullah. Onun için "Bir müminin gönlüne sevinç vermek dünya nimetlerinden çok daha hayırlıdır." diye bir rivayet de var değerli kardeşlerim.

İslam ve İhsan

PEYGAMBERİMİZ YETİMLERE NASIL DAVRANIRDI?

Peygamberimiz Yetimlere Nasıl Davranırdı?

DUL VE YETİMLERE SAHİP ÇIKMAK İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Dul ve Yetimlere Sahip Çıkmak ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle