Hakk’ın Yemin Ettiği Nimet
Allah Teâlâ, zamandan ve mekândan münezzehtir; zaman ise bütün mahlûkat için ilâhî bir takdirdir. İnsana emanet edilen ömür, ebedî hayatın saadetini veya hüsranını belirleyen en kıymetli sermayedir.
Cenâb-ı Hakk’ın Zâtı; idraklerimizden yüce, münezzeh ve müteâl... O’nu idrâk etmekten acziyetimizi ifade eden sıfatlarından biri de;
«Muhâlefetün li’l-havâdis...» O -azze ve celle- , yaratılmışlardan hiçbirine benzemez...
O -azze ve celle- zamandan, mekândan münezzeh... O Evvel, Âhir, Bâkî, Vâris -celle celâlühû-...
Cenâb-ı Hak, «halk ve bekā» sıfatlarını hiçbir varlıkta tecellî ettirmedi. Bütün mahlûkātını zaman ve mekânla mukayyed / sınırlı kıldı. İnsan, melek, cin, hayvanat ve bütün eşya; zaman kaydı altında. Hepsine bir ömür takdir etti. Canlılara ecel, varlığa da kıyâmet takdir etti.
İnsan ve cin için ise, zaman ve ömür hakikati çok daha büyük bir mânâ ifade etmekte. Çünkü diğer varlıklar; ömürlerini tamamlayıp, vazifelerini îfâ edip varlık sahnesinden çekilirken; insanın ve cinnin ömrünün hitâma ermesi bir bitiş değildir. Ebedî âleme intikaldir. Bu ebediyet âleminin lütuf mu, kahır mı; mükâfat mı, azap mı olacağı da, dünya hayatında sermaye olarak verilen ömrün, nasıl değerlendirildiğine bağlıdır.
İnsanın zamanı ölçebilmesi için semâda iki takvim dâimâ işleyip durmakta. Ay ve güneş; Cenâb-ı Hakk’ın takdir ettiği güzergâhlarında, mukadder hedeflerine doğru akıp gitmekte...
Bütün bu akış da insana birer tefekkür vesilesi...
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!