Günahların Silinmesine Vesile Olan Abdest

Sahabeler peygamberimizin birçok şekilde abdest aldığını görmüştür. Peki hangi abdest ve sonrasında kılınan iki rekat namaz günahlarımızın mağfiret olunmasına vesile olur? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Abdullah bin Abbâs (r.a) şöyle buyurur:

“Bir defasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) abdest uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest aldılar.” (Buhârî, Vudû, 22)

***

Abdullah bin Zeyd el-Ensârî (r.a) şöyle buyurur:

“Bir defasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) abdest uzuvlarını ikişer kere yıkayarak abdest aldılar.” (Buhârî, Vudû, 23)

***

Osman bin Affân (r.a) bir gün bir kap su isteyip abdest aldı. Önce ellerinin üzerine üç kere su döküp yıkadı. Sonra avucuyla kaptan su alıp (üç defa) ağzını çalkaladı, (üç defa) burnuna su verip güzelce temizledi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı, kollarını dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra iki ayağını üç kere aşık kemiklerine (bileklerine) kadar yıkadı. Sonunda şöyle buyurdu:

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i aynen benim şu abdestim gibi abdest alırlarken gördüm. Abdestlerini bitirdikten sonra da şöyle buyurdular:

«Her kim şu abdestim gibi abdest alıp iki rekât namaz kılar ve bu iki rekât içinde hatırına (namaz ile münâsebeti olmayan) bir şeyi getirmezse, ne kadar geçmiş günâhı varsa mağfiret edilir».” (Buhârî, Vudû, 24, 28; Müslim, Tahâret, 3-4)

BU HADİSLERDEN NE ANLAMALIYIZ?

Bu iki rekât namaz, “Şükr-ü Vudû'' nâmı verilen nâfile bir namazdır. Abdest gibi muazzam bir nimeti lutfettiği için Cenâb-ı Hakk’a şükrün bir ifadesidir.

Kişi namazda kendini havâtır (akla gelen düşünceler) ve hayallerle meşgul etmemeli, planlar yapıp yeni kararlar almamalıdır. Kendiliğinden gelen düşünce ve vesveseler ise affedilmiştir. Bu tür düşünceler geldiğinde hemen onları zihinden uzaklaştırıp namazla meşgul olmalıdır.

İnsan namazda iken zihnini; okuduğu sûreler, dualar, zikirler, tesbihler ve tekbirlerle, bunların mânâlarıyla ve icrâ ettiği rükünlerin delâlet ettiği şeylerle meşgul etmelidir. Cenâb-ı Hakk’a gönülden niyâz hâlinde bulunmalı, O’na yakarmalı, günahlarının affını istemeli, ihtiyaçlarını talep etmelidir. Bu hâlini muhâfaza için nefis ve şeytanla mücâdele etmelidir. İşte bu mücâdelenin mükâfâtı olarak küçük günahları affedilecektir.

Lâkin bazı rivâyetlerde bu hadîsin sonunda:

Aldanmayınız!” yani bu müjdeye aldanıp da kötü amellerinizi çoğaltmayınız, îkâzı mevcuttur. Zira günahları affettiren namaz, Allah katında kabul edilen namazdır. Namazının dergâh-ı kabûle yükselip yükselmediğini yakînen bilmek ise hangi kula müyesser olur?

İbn-i Atâullâh el-İskenderî (r.a) şöyle buyurur:

“Bir kişi iki rekât namaz kılar, ona güvenir, meyleder ve ucb hâline düşerek amelini beğenmeye başlar; işte bu, etrâfı seyyiât ile kuşatılmış bir hasenedir.”

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre abdest âzâlarını birer defa yıkamak kâfi, ikişer defa yıkamak daha güzel, üçer defa yıkamak ise en güzelidir. Üçten fazla yıkamak ise mekruhtur.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e bir bedevî geldi ve O’na abdestin nasıl alınacağını sordu. Allah Rasûlü (s.a.v) abdestin alınışını, uzuvlarını üçer defa yıkayarak gösterdiler, sonra da şöyle buyurdular:

“–Abdest işte böyledir. Kim buna ziyâdede bulunursa kötü bir iş yapmış, haddi aşmış ve de zulmetmiş olur.” (Nesâî, Tahâret, 105)

SAĞLAM ABDESTLE KILINAN NAMAZ

Osman bin Affân (r.a) bir gün abdest alınca şöyle buyurdu:

“Size bir hadîs nakledeyim. Allâh’ın Kitâb’ında bir âyet olmasaydı onu size rivâyet etmezdim. Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) Efendimiz’den işittim, şöyle buyuruyorlardı:

«Bir kişi abdest alır, abdestini de âdâb ve erkânına riâyet ederek güzelce alır, sonra (farz) namazı kılarsa, o abdest ile (daha sonraki) namaz arasında işlediği günahları mutlaka affedilir

Hz. Osmân (r.a)’ın bahsettiği âyet-i kerîme şu idi:

İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu, insanlara Kitap’ta apaçık göstermemizden sonra gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (el-Bakara, 159) (Buhârî, Vudû, 24)

BU AYETTEN NE ANLAMALIYIZ?

Bu âyet-i kerîme mü’minleri tebliğe teşvik ediyor. Hz. Osman (r.a), insanlar aldanır da tembelliğe düşer diye hadîs-i şerîfi nakletmek istemiyor, ancak âyet-i kerimenin tehdidinden korkarak rivâyet ediyor.

İSBAGU’L-VUDU ABDESTİ NEDİR?

İsbağu’l-vudu Abdesti Nedir?

ONLAR CİNLERİN YİYECEGİDİR!

Onlar Cinlerin Yiyeceğidir!

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.