Ehl-i Kur’an: Hayatlarını Kitapla Tanzim Edenlerin Sırları

Ehl-i Kur’an, hayatlarını Kitap’a göre düzenleyerek kıyamet gününde hangi mükâfatlara kavuşur?

Ana ve babaların, evlatlarının dinî terbiyelerinden indallah mes’ul olacağını çok iyi idrak etmiş olan ecdâdımızın, Kur’an-ı Kerîm’e verdikleri ehemmiyet ve ona karşı gösterdikleri ihtiram herkesçe malumdur. Tarihteki şanlarını, şereflerini ve izzetlerini yine Kur’an’dan aldıklarından da kimsenin şüphesi yoktur. Bu hakikati kâfirler bile anlamışlar ki İngiliz Başbakanı Lord Curzon, 24 Temmuz 1924 Lozan Antlaşması’ndan sonra Lortlar Kamarası önündeki konuşmasında Kur’an-ı Kerîm’i göstererek, Müslümanları bu kitaptan ayırmadıkça başarılı olamayacaklarını söylemiştir. O günden sonra tatbik edegeldikleri birçok sinsi planla Müslümanları Kur’an’dan uzak bir hayat yaşamaya sevketmektedirler.

Allah Teâlâ’nın bize gönderdiği hayat rehberi, ömür klavuzu olan Kur’an-ı Kerîm, her şeyden önce kendisini öğrenip anlamamız gereken müstesnâ bir kitaptır. Bu sebeple onu okuyup anlamaya küçük yaşlardan itibaren başlamalı ve bir ömür devâm etmelidir. Nitekim bir adam Resûlullâh Efendimiz’e gelerek: “Yâ Resûlallâh! En güzel ve en sevimli amel hangisidir?” diye sorduğunda Habîb-i Ekrem Efendimiz:

“– Hâl ve mürtehil(in ameli)” cevâbını vermiştir. Adamın: “Hâl ve mürtehil kimdir?” suali üzerine de Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“– Kur’ân’ı başından sonuna kadar okuyan ve her bitirdiğinde hemen başa dönüp yeniden başlayandır.” buyurmuşlardır. (Tirmizî,  Kırâât, 11)

SULTAN MEHMED REŞAD’IN KUR’AN EĞİTİMİNE VERDİĞİ EHEMMİYET

Çocuklar küçük yaşta Kur’an’ı ve din derslerini öğrenirlerse hem unutmazlar hem de dersleri çoğaldığı zaman dinimize dair olan bu en mühim hususları geciktirmemiş olurlar. Kendileri ile iftihar ettiğimiz muhterem ecdadımız bu hususa çok dikkat etmiş, Kur’an-ı Kerîm’e hürmeti ve onun öğretilmesini birinci mes’eleleri hâline getirmişlerdir. Saraydaki küçük çocukların Kur’an eğitimine ihtimam gösteren Osmanlı pâdişahlarından Mehmed Reşâd, birgün Baş İmam İsmail Hakkı Efendi’yi huzuruna çağırmış ve şöyle demiştir:

– İmam Efendi, sarayda bulunan kalfalara din dersleri verdirmek istedim. Meseleyi sertabip Hayri Paşa’ya açtım. Bir hanım getirdi. Dersler başladı. Fakat işittiğime göre talebelerine Kur’an-ı Kerim dersi okuturken kendisi iskemleye oturup sigara içiyormuş. Bu halini beğenmedim. Derhal altı aylık maaşını verdim. İaşesi için lazım gelen parayı da emrettim. Kendisini vazifeden affettik. Şimdi bir muameleye ihtiyacım var. Siz vasıta olur, böyle bir hoca bulabilirseniz pek memnun olacağım. (Safiye Ünüvar, Saray Hâtıralarım, İstanbul, 2000, s. 6)

Müslümanlar Kur’an eğitimine önem verdikleri gibi, bu eğitimin keyfiyetine de çok dikkat etmişlerdir. Bu sebeple en ufak bir hürmetsizliğe dahi tahammül edememişlerdir.

Ders görecek şehzade ve sultanlardan bir kısmının annesi olan Ünsiyar Hanım da Kur’an tâlimine gösterdikleri ihtimamın bir göstergesi olarak hocaya:

– Merak etmeyin! Bu hususta ne ihtiyacınız varsa derhal tedarik olunacaktır. Yalnız sizden ricam şudur: Dershaneden içeri girer girmez sultanlık yoktur. İstediğiniz gibi kendilerine muamelede serbestsiniz. Şevketmeab Efendimiz’in iradeleri ile evvelâ Kur’ân-ı Azîmüşşan hatmedilecek, ondan sonra mektep derslerine başlanacaktır. (s. 14) demiştir.

Saray hatıralarını yazan Safiye Hanım, Kur’ân eğitiminin sâdece küçüklerle sınırlı kalmadığını Sultan Reşad’ın da Allah’ın Kelâm’ı ile dâima beraber olduğunu ve çok güzel Kur’an okuduğunu bildirmektedir. Pâdişah Kur’an’la öylesine ünsiyet kazanmış ki gâyet yumuşak tabiatlı olmasına rağmen haklı olarak birine hiddetlendiği vakit derhal abdest alıp Kur’an-ı Kerim okumaya başlarmış. Buna rağmen öfkesi geçmezse bir de namaza dururmuş. (s. 46-47)

Safiye Hanım’ın anlattığı şu hâdise, o zamanda yaşayan yediden yetmişe bütün insanların Kur’an’a olan aşklarını daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “Ziyaeddin Efendinin haremlerinden Meleksiran Hanımefendinin büyük vâlidesi Kur’an-ı Kerim’i az bilirlermiş. Bilgisini tamamlamak arzusunda olduğunu bana söylediler. Bittabi büyük bir memnuniyetle hizmetine âmâde olduğumu bildirdim. Bu ihtiyar hanım Kur’an-ı Kerim’i hatmedinceye kadar iki defa gözlüklerinin camını değiştirmiş ve büyütmüştü. Vakayı Padişaha nakletmişler, pek mütehassis olmuş:

– Bu büyükhanımın hatim cemiyetini bizzat yaptıracağım. Mutantan bir hatim cemiyeti isterim. Muallime hanıma da böylece bunu selamlarımla birlikte söyleyiniz, demiş.” (s. 53)

EHL-İ KUR’AN, HAYATLARINI KUR’AN’A GÖRE DÜZENLEYEREK NELER KAZANIYOR?

Rasûl-i Ekrem Efendimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i devamlı olarak huşû içinde okuyan, muhtevasıyla amel eden, hayâtının her safhasını onun emir ve yasakları doğrultusunda tanzim eden kimseleri, “Ehl-i Kur’ân” diye isimlendirmiştir. Kur’ân-ı Kerîm kıyâmet gününde, gece uykusuz gündüz susuz bıraktığı (İbn-i Mâce, Edeb, 52) ehline şefaat edecek ve onları kurtarmak için gayret edecektir. Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Kıyamet gününde Kur’an ve dünyâdaki hayâtlarını ona göre tanzim eden Kur’an ehli mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri Kur’an’ın önüne geçer… Her ikisi de kendilerini okuyanları müdâfâ için birbiriyle yarışır.” (Müslim, Müsâfirîn, 253)

Resûlullâh Efendimiz Ehl-i Kur’ân’ın, sâdece kendilerine değil, yakınlarına da faydalı olacaklarını şöyle bildirmektedir:

“Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur ve onunla amel ederse, kıyâmet günü babasına bir tâc giydirilir. Bu tâcın nûru, güneşin dünyâdaki bir eve konulduğunda vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’an-ı Kerîm ile bizzat amel edenin nûru nasıl olur? Bir düşünün!” (Ebû Dâvûd, Vitr, 14)

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

KURʼÂN EHLİNİN KIYMETİ VE FAZİLETİ

Kurʼân Ehlinin Kıymeti ve Fazileti

GÖZ NÛRU BİR KUR’ÂN NESLİ NASIL YETİŞİR?

Göz Nûru Bir Kur’ân Nesli Nasıl Yetişir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.