Dinlerin Kökeni: İnsan İcadı mı, İlahi Bir Hakikat mi?
Dinlerin kökeni bir insan icadı mı yoksa ilahi bir hakikat mi? Göbeklitepe, Kelam ve sosyolojik veriler ışığında dinin kaynağına dair derinlemesine bir analiz.
Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim Delen
Dinlerin kökeni hakkındaki tartışmalar, düşünce tarihinin en köklü meselelerinden birini teşkil eder. Bu bağlamda “dinin, insanın korkularından, anlam arayışından ve toplumsal düzen ihtiyacından doğan bir kurum mu olduğu, yoksa insanı aşan ilâhî bir hakikatin tarih içindeki tezahürü mü olduğu” sorusuna cevap aranmıştır.
Modern dönemde bu mesele büyük ölçüde sosyolojik, psikolojik ve evrimci açıklamalar temelinde ele alınarak din; korku, cehalet, iktidar, toplumsal kontrol veya sembolik anlam üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte meseleyle alakalı tartışma usulünün doğru olup olmadığı çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Zira dinin kökeni hakkında ortaya atılan teorilerin hangi varsayımlara dayandığını sorgulamak yerine hangi teorinin var olduğu üzerinde durulmuştur. (Durkheim, 2019; Freud, 2022)
Bilim, dinin ilâhî kaynağını laboratuvar ortamında ispatlayamadığı gibi dinin insan ürünü olup olmadığını da ispatlaması mümkün değildir. Özellikle tarih öncesi dönem söz konusu olduğunda elimizde daha çok mezarlar, figürler, taş yapılar, mağara resimleri ve kırık dökük maddi kalıntılar bulunmaktadır.
Bunların hangi inancı, hangi amacı ve hangi niyeti temsil ettiğini her zaman kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Bu yüzden dinin kökenine dair birçok modern açıklama, çoğu zaman verilerden ziyade yorum içerir. Hatta bazen yorum, verinin önüne geçer (Hazal, 1997).
Bu sebeple öncelikle dini korkuya, çıkara, düzene veya insanın hayal gücüne indirgemeye çalışan açıklamaların gerçekten yeterli olup olmadığı sorgulanmalıdır.
DİN TEORİLERİNDE YÖNTEM MESELESİ: BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLAYABİLİR Mİ?
Dinin kökeni hakkında ortaya atılan modern teorilerin önemli bir kısmı, kendisini “bilimsel” etiketiyle düşünce dünyasına sunar. Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Metafizik Alan ve Deneysel Bilimin Sınırları
Duyularla gözlenebilen maddi alan deneysel bilimin araştırma sahasını teşkil eder. Bu, onun güçlü yanı olmakla birlikte aynı zamanda sınırını da belirler. Diğer bir ifadeyle metafizik alan deneysel bilimin sınırları dışında kalır. Dolayısıyla metafiziğin deneysel yöntemin sınırları dışında kalması ve buna bağlı olarak onun tarafından ispatlanamaması metafiziğin yokluğuna delil olamaz.
Başka bir ifadeyle deneysel bilimin vahyi kendi metotlarıyla doğrudan inceleyip “vahiy yoktur” sonucuna ulaşması da mümkün değildir. Buna rağmen kimi zaman bu yöntemsel sınırlılık, felsefî bir ön kabule dönüştürülerek “gözlenemeyen bir şey, yoktur” gibi örtük bir iddiaya dönüşür. İşte sorun tam da burada başlar. (Swinburne, 2023)
Modern Teorilerin Arkasındaki Felsefi Ön Kabuller
Dinin kökenine dair pek çok teori, görünürde yalnızca arkeolojik ve antropolojik verilere dayanır; fakat perde arkasında şu varsayımı taşır:
İnsanlık sahnesinde başlangıçta sadece madde, korku, doğa ve içgüdü vardır. Dolayısıyla din de bunların bir türevi olmalıdır. Bu varsayım deneysel bir bulgu değil, felsefî bir tercihtir. Bu nedenle modern din teorileri, aslında verilerden ziyade bu verileri yorumlayan dünya görüşlerini yansıtır. (Aygün, 2016)
TOPLUMSAL DÜZEN İHTİYACI DİNİN "UYDURMA" OLDUĞUNU MU GÖSTERİR?
Dinlerin toplumsal düzenin sağlanmasında kurucu bir işlev görmesi, onların insanlar tarafından uydurulduğuna bir delil olamaz.
Mâtürîdî Perspektifi: İnsan Neden İlahi Rehberliğe Muhtaçtır?
Tam tersine, Mâtürîdî’nin de dikkat çektiği gibi insan, heva, menfaat, güç arzusu, ihtiras ve çatışma potansiyeli taşıyan bir varlıktır. Bu özellikler insanın kendi hâline bırakıldığında düzen yerine çekişme, zulüm ve karşılıklı yıkım üretme potansiyeline sahip olduğunu gösterir. Bu yüzden insan toplulukları adalete, sınırlamalara, ölçülere ve ortak ilkelere ihtiyaç duyar.
Düzen İhtiyacı vs. Dinin Kaynağı: Açlık ve Yemek Örneği
Fakat bu ihtiyaca binaen “Öyleyse dini insan icat etti” şeklinde bir sonuca varılması da mümkün değildir. Zira insan, kendi başına çözmekte zorlandığı bu büyük ahlâkî ve toplumsal problem karşısında ilâhî rehberliğe muhtaçtır. Bu bakımdan düzen ihtiyacı, dinin beşerî bir kökene değil, ilâhî bir kaynağa sahip olduğunu vurgular.
Nitekim bir şeyin insan hayatında mühim bir rol oynaması, onun kaynağının insan olduğu anlamına gelmez. Örneğin açlığın varlığı yemeğin uydurma olduğunu göstermez. Ya da insanın ahlâkî ve toplumsal düzen ihtiyacının olması dinin kurgu ya da insan kaynaklı olduğu anlamına gelmez. (Mâtürîdî, 4-5).
ARKEOLOJİK KANITLAR: GÖBEKLİTEPE VE DİNİN KADİM TARİHİ
Son dönemlerde yapılan arkeolojik keşifler, dinin medeniyet sonrası bir “lüks” olarak ortaya çıktığı tezini sorgulanabilir hale getirmiştir.
Medeniyet mi Dini Doğurdu, Din mi Medeniyeti Kurdu?
Özellikle Göbekli Tepe gibi keşifler, ibadethane inşasının gelişmiş şehir hayatından, karmaşık siyasi yapılardan ve bazı ekonomik yapılardan daha eski olabileceğini göstermektedir. Nitekim bu bulgular uzun süredir hâkim olan “önce ekonomik ve siyasî düzenin kurulduğu, ardından dinî yapıların geliştiği” şeklindeki anlayışı tersine çevirmektedir.
Oysa din, medeniyetin bir yan ürünü değil, onun oluşumunu etkileyen kurucu unsurlardan biri olarak kendini göstermektedir. Bu bakış açısı, dini devletlerin, şehirlerin veya gelişmiş toplumların ürettiği bir araç olarak açıklayan yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymaktadır.
VAHİY PERSPEKTİFİNDE DİN: İNSANLIK TARİHİYLE BİRLİKTE Mİ BAŞLADI?
Vahiy merkezli bakış açısı dinin insanlık tarihine muhtelif duygulardan kaynaklı sonradan eklenen bir unsur değil, bilakis insanın yaratılışıyla birlikte var olan bir hakikat olduğunu ifade eder. Bu bakış açısına göre ilk insan aynı zamanda ilahi hitabın da ilk muhatabıdır.
Dolayısıyla insanın varlığı ile ilahi yönlendirme (hitap) birbirinden farklı olmadığı gibi insanın, varlık sahnesinde ilahi hitaptan bağımsız “başıboş şekilde bırakılmış olması” da mümkün değildir.
Tevhid Çizgisinden Sapma: Şirk ve Putperestliğin Doğuşu
Bu çerçevede şirk ve putperestliğin, insanlığın ilk inancı değil, tevhid çizgisinden sonraki sapmalar olduğunu anlaşılmaktadır. Nitekim İslâmî gelenekte, başlangıçta hak bir çizgide olan insanlığın, zamanla sembol ve saygı nesnelerinin kutsallaştırılmasıyla, ibadetin yönünün değişerek Allah’tan başkalarına kaydığı ifade edilir.
Bu durum ise “putperestliğin bile sıfırdan icat edilmiş metafizik bir kurgu değil, çoğu zaman bozulmuş bir dindarlık biçimi olarak ortaya çıktığını” gösterir. Dolayısıyla tarih, “dinsizlikten dine geçiş” değil “tevhidden sapma ve tekrar hakka yönelme” süreci olarak okunmalıdır. (Makdisi, 1997)
KELAM EKOLLERİNE GÖRE DİN: ÜRETİLEN DEĞİL, ÖĞRETİLEN HAKİKAT
Mâtürîdî Gelenek: Akıl ve Güvenilir Haber Birlikteliği
Meseleye kelamî perspektiften baktığımızda Mâtürîdî gelenek, dinî bilgiyi, “akıl ve güvenilir haber birlikteliği” şeklinde temellendirir. Bu din, sadece ferdî hissiyattan, korkulardan veya toplumsal gelenekten üretilen bir olgu değildir. Eğer din tamamen insanın sezgilerinden türemiş olsaydı her toplum kendi korkusuna göre farklı bir hakikat üretmiş olurdu. Halbuki hakikatin, toplumdan topluma değişen bir duygu durumu olması mümkün değildir. Dolayısıyla Maturîdî gelenekte din, üretilen bir icat değil öğrenilen bir hakikat ve güvenilir bilgidir. (Mâtürîdî)
Eş‘arî Gelenek: İlahi Teklif ve Bağlayıcı Hükümler
Eş‘arî gelenek dinin normatif yapısını ilâhî teklif üzerinden temellendirmekte ve dinin bağlayıcı hükümleri üzerinde, toplumsal fayda veya psikolojik rahatlamanın söz konusu olamayacağını ifade etmektedir.
Aynı fiilin farklı durumlarda farklı hükümler alabilmesi (bir fiilin bazı durumda ibadet, bazı durumlarda yasak kapsamında olması gibi) “hükmün kaynağının beşerî veya toplumsal ihtiyaçlar ya da akıl değil, ilâhî irade ve şer’î hitap olduğunu” gösterir (Gazzâlî, 1424).
Bu yaklaşım, aynı zamanda Durkheimci bir bakış olarak dillendirilen, “dini yalnızca topluma yararlı kurallar bütünü” şeklindeki açıklamayı da imkânsız kılmaktadır. (Gazzâlî, 1424; Bâkıllânî, 1421; Bâkıllânî, 1986)
DİNLER TARİHÇİLERİNİN BAKIŞI: KÖKEN TARTIŞMALARI NEDEN TERK EDİLDİ?
Batıda pozitivizmin taban yaptığı 19.yy’da, dinlerin kökeni bağlamında çokça yapılan tartışmalar artık bugün dinler tarihinde terk edilmiş modası geçmiştir. Zira dine bir köken arayışında olanların her biri diğeri ile çelişen veya ona karşı olan teoriler öne sürmüşler ve birbirlerini nakzetmişlerdir.
Üstelik bu iddia sahipleri delil olarak Afrika’daki ilkel saydıkları bazı kabileler üzerinde yaptıkları gözlemleri öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonradan onların bu tür bilgi kırıntılarına misyonerlerin eserlerinden ulaştıkları, o bölgelere gitmeden bu teorilerini masa başında ürettikleri anlaşılmıştır.
Gelinen noktada konuyla ilgilenen dinler tarihçileri de dinlerin insanların kendi inanç dünyaları ile ilgili bir olgu olduğunu, kaynağı itibariyle dinlerin menşeinin rasyonel olarak izahının mümkün olamayacağını, bu konuda dindar bireyin kendi tercihinin ve inancının önemli olduğunu söyleyerek konuyu tartışma zemininden çıkarmışlardır. (Tümer - Küçük, 1993; Yılmaz, 2011)
ANLAM ARAYIŞI VE DİN: İNSAN KENDİNİ TESELLİ ETMEK İÇİN Mİ İNANIR?
Din Bir Psikolojik Rahatlama Aracı mıdır?
Dinin, insanın anlam arayışından kaynaklı olarak uydurulduğu iddiası, ilk bakışta cazip gelebilmektedir. Fakat etraflı bir tenkide tabi tutulduğunda bu çıkarım eksik bir iddia olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanın anlam arayışına önem veren bir varlık olmasıyla onun kendisine bilerek yalan söylemesi aynı şey değildir. Özellikle ölüm, kötülük, adalet ve ebediyet gibi büyük sorular karşısında insan zihni kolay teselliyle yetinmez, tam tersine sahici olanı arar.
Sorumluluk ve Yargılama: Dinin Dönüştürücü Gücü
Bununla birlikte din sadece teselli sunan bir mekanizma değildir. Aksi takdirde din insana ağır sorumluluklar yüklemez, günah, hesap, cehennem, fedakârlık, sabır ve nefsi sınırlama gibi zorlayıcı boyutlar taşımazdı.
Nitekim din, insanı teselli etmez onu yargılar, dönüştürür ve terbiye eder. Bu da dinin psikolojik bir rahatlama aracı olarak açıklanamayacağının en önemli delillerindendir.
DİN: İNSANİ İHTİYAÇLARIN ÖTESİNDE KÖKLÜ BİR HAKİKAT
Sonuç olarak din, insanların korkularını yatıştırmak, hayatlarını anlamlandırmak veya toplumsal düzen kurmak için uydurduğu bir araç olarak açıklanamayacak kadar derin bir hakikattir. Dinin içinde korku, anlam arayışı ve toplumsal düzen ihtiyacı vardır fakat bu tür insanî ihtiyaçların varlığı, dinin kaynağının insan olduğunu göstermez. Aksine bunlar, insanın kendisini aşan bir ilkeye muhtaç olduğuna işaret eder.
Kelam ekolleri farklı kavramsal diller kullansalar da ortak bir noktada buluşur: İnsan, dini kuran/ihdas eden değil, dine muhatap olan varlıktır. Tarih öncesi veriler de dinin sanıldığı kadar basit bir evrim şemasıyla açıklanamayacağını bizlere göstermektedir.
Dahası, vahiy perspektifi, dinin insanla birlikte başladığını, şirkin ve putperestliğin ise sonradan ortaya çıkan sapmalar olduğunu söyleyerek, meseleye daha bütünlüklü bir açıklama sunmaktadır.
Kaynakça:
- Aygün, Fatma. “Dinin ve ‘Yüce Varlık’ İnancının Kökenine İlişkin Tartışmalara Genel Bir Bakış”. Kelam Araştırmaları Dergisi [Kader] XIV/1 (2016), 203-215.
- Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî. el-İnṣâf fî esbâbi’l-ḫilâf. Kahire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2. Basım, 1421.
- Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî. Temhîdü’l-evâʾil ve telḫîṣü’d-delâʾil. thk. İmadüddin Ahmed Haydar. Beyrut: Müessesetü’l-Kütübi’s-Sekafiyye, 1986.
- Durkheim, Emile. Dini Hayatın İlk Biçimleri. çev. Yasin Aktay - Kenan Çapık. Ataç Yayınları, 2019.
- Freud, Sigmund. Totem ve Tabu. çev. Zehra Aksu Yılmazer. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2022.
- Gazzâlî, Ebû Hamid Huccetülislam Muhammed b Muhammed. el-İḳtiṣâd fi’l-iʿtiḳād. thk. Muhammed Hasan Hayto. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424.
- Hazal, Mâcidî. Edyân ve Mu‘tekadât mâ Kable’t-Târîh. Amman: Dâru’ş-Şurûk li’n-Neşr ve’t-Tevzî‘, 1997.
- Makdisi, Mutahhar b. Tahir, 355/966. el-Bed’ ve’t-tarih. thk. Halil İmran el-Mansur. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1997.
- Mâtürîdî, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmûd Mâtürîdî Semerkandî. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiye: Dârü’l-Câmiatü’l-Mısriyye, ts.
- Swinburne, Richard. Tanrı Var Mıdır? çev. M. Murtaza Özeren. İz Yayıncılık, 2023.
- Tümer, Günay - Küçük, Abdurrahman. Dinler Tarihi. Ankara: Ocak Yayınları, 1993.
- Yılmaz, Faruk. Dinlerin Kökeni: Dinler Tarihine Giriş. Ankara: Berikan Yayınevi, 2011.



YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!