Çok Zikir Kalbi Yumuşatır mı?

Tasavvufta çok zikrin kalbi nasıl yumuşattığı, kalp hastalıklarını nasıl temizlediği ve edebin önemi anlatılıyor.

İnsan bedeni, türâbîdir, toprağa mensuptur. Yemek içmek, uyumak ve şehvet gibi işler îtibariyle hayvânîdir. Ama rûh îtibariyle de nûrânîdir, Allah’a mensuptur. İnsanda bedenin işleri galip olursa, insan Allah’tan uzaklaşır. Rûh zayıflar, kalb kararır. Fakat insanda rûhun arzuları galip olursa, o insan Allah’a yaklaşır, kalbi de nûrlanır, bedeni de nûrlanır.

Bunun için kalbi temizlemek ve nûrlandırmak lâzımdır. Kalb temizlenmedikçe nûrlanamaz ve bu halde insan asla kalbî hastalıklardan kurtulamaz.

Bir ağacın kökünde çürüklük varsa, onun alâmeti dallarında, yapraklarında belli olur, meyvesinde görünür. Kalpte de hastalık, çürüklük olursa bedenin her uzvunda ve her işinde onun eseri ve zararı görülür. Onu tedâvi etmek lâzımdır.

ZİKRULLAH KALBİ NASIL NURLANDIRIR?

Kalbin tedâvisi, rûhun mensup olduğu Allah zikriyle yapılır. Kalbin marazı zikrullah ile temizlenir. Ra’d Sûresi’nde Cenâb-ı Hak buyurur ki:

“De ki: Allah dilediği kimseyi saptırır ve Allah kalbi ile gönülden dönüp bağlanan kimseyi hidayete erdirir. Kalbleri ile Allah’a yönelenler de, Allah’ın zikri ile kalbleri huzûra ve sürûra kavuşarak îmân edenlerdir. Hakîkaten bilesiniz ki, Kalbler ancak Allah’ı zikretmekle doyar, yatışır ve huzûra erer.”[1]

Her hastalık az ilaçla tedâvi olmadığı gibi, kalp hastalığı da az zikirle tedâvi olmaz.

Kur’ân-ı Kerîm’de, her yerde Allah’ı çok zikretmek emrolunmuştur? Fakat adet bildirilmemiştir. Çok zaman, çok kere, gece-gündüz, sabah-akşam gibi sık sık zikretmekten bahsolunmuştur.

Kâide îcabı, adet bildirilmezse, o emir kemâline masruf olur. Binaenaleyh, çok zikir, kalbin tedâvisini temin edecek kadar çok olmalı ve daha az olmamalıdır. Zîra az zikir kalbi yumuşatamaz, onun için âyet-i kerîmede çok zikir emrolunur.

“Ey Mü’minler! Allah’ı çok zikredin, sabah akşam devamlı zikredin.”[2] buyrulmuştur. Kezâ:

“Allâh’ı çok zikredin ki saâdete eresiniz.”[3] buyrulmuştur. Ve kezâ:

“Rabbını çok zikret ve sabah akşam O’nu tesbih et.”[4] gibi pek çok âyetlerde bu emir tekrar edilmiştir. Çünkü kalbin yumuşaması ve sadrın şerhi ancak çok zikirle mümkün olur.

TASAVVUFTA EDEP, DİSİPLİN VE ZİKİR ADABI

Bâbıâlî’de Gümüşhanevî dergâhı vardı. Orada 40 gün Erbaîn yapılırdı. Erbaîn gecelerinde 124 bin zikir yapılır. Fatiha-i Şerîfe’nin 7 âyetinde 124 harf vardır ve her harfine bin zikir yapılırdı, böylece 124 bin zikir yapılmış olurdu. Duâsı da tam berat gecesi yapılacak şekilde erbaîn 14 Şaban günü biterdi. Sabah biraz ekmek, akşam biraz tuzsuz çorba verilirdi.

Sohbetlerde birisi yan tarafına biraz yaslandığı zaman hemen “Kiminki edebi yoktur o kovulur.” denirdi ve herkes derhal toparlanırdı.

Edeb bu yolun en mühim esasıdır. Bu yolda edeble yürünür, edebi olmayan kimse “mânen” kovulur.

Disiplin çok mühimdir. Dersler edeble yapılacak, gece teheccüd kılınacak, dersler seherde olacak ve ateş tam yanacak. Çünkü yemek tencerede hafif ateşle pişer mi? İçinde et var, sebze var. Sebze çabuk pişer amma, et çiğ kalır ve yemek iyi pişmezse yenilmez.

İşte bütün bu hastalıklardan kalbin tedâvisi, nefsin mertebeler kazanması için çok ve devamlı zikir yapmalı.

Zikri zamanında ve edeble yapmalı, hiç ihmal etmemeli. Çünkü bu yolda ihmal asla affedilmez ve bir fayda vermez. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Bayram Sohbetleri, S. 64)

Dipnotlar:

[1]. Ra’d Sûresi / 27-28

[2]. Ahzâb Sûresi / 41

[3]. Cuma Sûresi / 10

[4]. Âl-i İmrân Sûresi / 41

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 483

İslam ve İhsan

TASAVVUF; ZİKİRLE GAFLETTEN KORUNMAKTIR

Tasavvuf; Zikirle Gafletten Korunmaktır

KUR’AN İLE TEDAVİ NEDİR, NASIL YAPILIR?

Kur’an ile Tedavi Nedir, Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.