Bilmediğin Şeyin Peşine Düşme!

Abdullah Sert Hocaefendi, yapay zekâ ve bilgi kirliliği çağında parmaklarımızı, gözlerimizi ve gönlümüzü korumanın manevî yollarını anlatıyor. “Bilmediğin şeyin peşine düşme!” uyarısıyla nefis terbiyesinin sırlarına erin.

Yapay zekâ uydurmalarından dijital bilgi kirliliğine kadar her şeyin gözümüzün içine sokulduğu bir çağda; kulağımızı, gözümüzü ve parmaklarımızı nasıl koruyacağız? İsrâ Sûresi’nin sarsıcı uyarısıyla modern nefis terbiyesinin şifreleri.

HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz, gönül; bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” Günümüzün belki de en çok üzerinde durulacak konularından biri de bu. “Duyduğum her şeye ben inanırım, gördüğüm her şeye inanırım...” Hayır! Hele hele bugün böyle yaşadığımız dünyada görüyorsun işte; yapay zekâyla neler uyduruyorlar, nice insanlara neler söyletiyorlar. “Aa!” diyorsunuz, “Bak nasıl söylemiş, ne yapıyor?” diyorsunuz. Hiç insanlar tetkik etmeden kanaat sahibi oluyorlar.

Onun için aman kıymetli kardeşlerim; gerçekten zamanımızın en büyük fitnelerinden biri, bu insanların zanla hareket etmeleri, ellerinde delil olmadan kanaat sahibi olmalarıdır. Diyoruz ki Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar bir mucizedir. Evet, bazı ayetlerin gündeme gelişleri zamanla ne kadar farklı oluyor, ne kadar farklı oluyor...

Her Duyduğunu Söylemek Günah Olarak Yeter

Bir hadis-i şerif var, Resûlullah Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Kişiye her duyduğunu söylemesi, günah olarak ona yeter.” “Duydum ben.” Duydun da doğru mu duydun, eğri mi duydun? Sana söyleyen doğru mu söyledi, eğri mi söyledi? “E söylüyorlar efendim!” E söylüyorlar ama acaba doğru mu söylüyorlar? Onlar eğri söylüyorlar, siz de eğri sözün sözcülüğünü yapıyorsunuz. Her duyduğumuzu söylemek hakkına haiz değiliz. Evet, hakikatine vakıf olmadan bu ayet-i kerime gerçekten hepimiz için çok önemli bir hayat düsturu: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. İnne’s-sem’a ve’l-basara ve’l-fuâde küllü ulâike kâne anhü mes’ûlâ.” Çünkü kulak da göz de gönül de bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.

GÖZ KAPAKLARINI KAPATMAK: MODERN ZAMANIN NEFİS TERBİYESİ

Öyleyse insan şöyle bazen başını ellerinin arasına koyacak, böyle bir kendi kulağını çekecek yani... Evet, kendi kulağını çekecek insan. Kendi gözlerine şöyle bir bastıracak; acaba neler görüyoruz şimdi kıymetli kardeşlerim biz, değil mi neler görüyoruz? Belki geçmişte gözlerimiz bu kadar büyük tehlikeler içinde değildi. Sadece belki sokakları görüyorduk belki ama şimdi her şey artık gözümüzün içine sokuluyor. Adeta her şey gözümüzün içine giriyor, her şey gönlümüzün içine giriyor.

Öyleyse gözümüze gelenleri, gönlümüze gelenleri, kulağımıza gelenleri tekrar tekrar süzgeçten geçirmek durumundayız. Zaman zaman da kapatmak durumundayız. Belki mümkünse kulaklarımızı kapatmak, gözlerimizi kapatmak...

Nazar Ber-Kadem: Gözü Harama Kapatmanın Manevi Gücü

Tabii özellikle tasavvufi hayattaki bir tabir vardır seyri sülükte; “Nazar ber-kadem” derler. Ne demek nazar ber-kadem? Gözün daima önünde olacak. Ama şimdi gözümüz önümüzde olsa da birçok şey görüyoruz. Yani gözümüz önümüzde olsa da gözümüzü koruma şansımızı kaybettik adeta. Onun için olabildiği kadar belki ellerimiz, parmaklarımız gözümüzün üzerinde olması; ihtiyaç halinden sonra belki de gözlerimizi daha da korumak gerekiyor.

Bir kardeşimiz vardı, çok hoşuma gider; der ki: “Hocam, Allah en korunaklı alanı gözlerimize yapmış. Kapattın mı kirpiklerini, kapanıyor.” diyor. Kulaklarımız öyle değil diyor. Yani kulağımızı kapatmak için elimizi koyacağız veya kulağımıza bir tıkaç koysak bu defa normal hayatı devam ettiremeyiz. Ama gözümüzü istediğimiz an, panjuru indirmek istediğimiz anda kaldırmak gücünü Allah Teâlâ bize vermiş ki; hem hayatımız aksamasın hem de daha kolay koruyalım diye.

Onun için bugün, daha önceki sohbetlerimde de söyledim kıymetli kardeşlerim; parmaklarımızı koruyabilmek, gözlerimizi koruyabilmek... Eskiden genelde “Aman!” diyorduk. Bir hadis-i şerif var: “İki dudağının arasıyla iki ayağının arasını koruyana ben cenneti vaat ederim.” buyuruyor Allah'ın Resûlü. Ama bugün belki biraz bunu genişletmek gerekiyor: Parmaklarını koruyabilen, gözlerini koruyabilen, dudaklarını koruyabilen insan; elbette ki çok büyük bir manevi başarıyı elde etmiş oluyor. Gerçekten nefsini terbiye etmiş insanlar ancak bugün gözlerine tam sahip, parmaklarına tam sahip, dudaklarına tam sahip.

Onun için de manevi terbiye dediğimiz nefis terbiyesi, belki çağımızda çok daha önemli hale geldi kıymetli kardeşlerim; çok daha önemli hale geldi ve insan bunu tek başına beceremiyor, başaramıyor. Yani destek almak gerekiyor. Bu işi başarmış insanlarla beraber olunca; göz terbiyesinin, söz terbiyesinin, gönül terbiyesinin, kalp terbiyesinin nasıl yapılabileceğini insan zaman zaman böyle güzel modellerle görünce belki kendine kolaylıklar elde etmiş oluyor. Tek başına insan hepsini birden başaramıyor, destek almak gerekiyor.

HESAP GÜNÜ AZALARIN ŞAHİTLİĞİ: AYAK YALAN SÖYLEMEZ

Dolayısıyla tekrar ayet-i kerimeye dönersek, tefsirinde şöyle buyuruluyor: Bu ayet-i kerime; insanın bilmediği bir konuda söz söylemesini, hüküm vermesini, bilgisizce davranmasını, bilmediği tanımadığı kimseler hakkında ileri geri konuşmasını, daha hususi olarak yalancı şahitlik yapmasını, iftira atmasını; hasılı bilgi sahibi olmaksızın tahmine göre herhangi biri için maddi veya manevi zarara yol açacak şekilde konuşmasını, hareket etmesini yasaklamaktadır. Ayet bu! Evet, ne kadar geniş bir bakış açısı var burada tefsirde değil mi? Hususi olarak yalancı şahitlik yapma, iftira etme; hasılı bilgi sahibi olmaksızın da tahmine göre “Ben öyle zannediyorum...” Hayır, öyle değil! Herhangi biri için maddi veya manevi zarara yol açacak şekilde konuşma, hareket etme.

İnsan ancak şu üç vasıta sayesinde bilgi sahibi olabilir. Bunlar da kulak, göz ve kalptir. Evet, kulakla bilgi sahibi olur insan, gözle bilgi sahibi olur, bir de kalben bilgi sahibi olur. Bunları yaratıldıkları gaye istikametinde en güzel şekilde kullanmak, insanın en mühim sorumluluklarından biridir. Çünkü Allah Teâlâ hesap günü insana bu azalarını nasıl kullandığını soracak. Bu azalar da dünyada neler yaptıklarından sorguya çekilecektir.

Dil Mühürlendiğinde Parmaklar ve Eller Konuşacak

Neydi ayet-i kerime: “El-yevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn.” Biz onların ağızlarına bir mühür koyarız, mühürleriz; “Sen konuşma!” deriz. Kim konuşacak peki bizlere? Elleri konuşur! “Ve tükellimünâ eydîhim”; el nereye dokundu, ne yaptığını konuşur. “Ve teşhedü ercülühüm”; ayak da nerelere gittiğinin şahitliğini yapar. Evet, “Şuraya gittim.” der, “Buraya gittim.” der. “Camiye gittim, sohbet etmeye gittim.” der. Ayak yalan söylemez. Yani o gün ayak yalan söylemez, el de yalan söylemez, göz de yalan söylemez. Evet, dünyada söyleyebilir bazen ama o gün yalan söyleme gücü yok. Hiçbir uzvumuz yalan söylemez.

İslam ve İhsan

DİJİTAL DÜNYANIN TEHLİKELERİ

Dijital Dünyanın Tehlikeleri

SOSYAL MEDYADA MAHREMİYET NEDEN ÖNEMLİ?

Sosyal Medyada Mahremiyet Neden Önemli?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle