Baharla Gelen Manevi Diriliş
Baharın insana kazandırdığı mânevî uyanış, tefekkür ve hakiki güzellik arayışı, Hakk’a yönelişi hatırlatıyor.
Güneş’in doğduğu yerden, mutlulukla açılan pencerelerden bahar muştuları geldi. Bulutlar çözüldü, gökyüzü pırıl pırıl oldu, yüreklere sevinç doldu, bahar geldi. Havanın yaydığı ılık esinti, tatlı esen meltem rüzgarı bir hoş çarptırdı yürekleri… Coştu gönül, huzur ve mutluluk ılık ılık yayıldı, damarlar ile bütün bedene. Bahar geldi, bahar geldi.
BAHARIN GETİRDİĞİ MÂNEVÎ DİRİLİŞ
Yıldızları mavi semânın, kulaklarda kalan hoş sedânın, gönül akislerinde oluşan lâtif edânın tezâhürü bahar... Âdeta yürek bayramı, yeniden dirilme heyecanı, canlanan hayaller, gerçekleşme yolundaki idealler… Ey bahar! Sende hayat coşkusu var. İçinde yeniden dirilme hâli gizli… Bu aşkla coş, çağla ve Hak için ağla…
Ağaçların çiçeklenmesi, suların çağlaması, havanın güzelleşmesi, hayatın insana bir başka gülümsemesi sanki bahar… Tabiatın bütün canlılığıyla insana tebessüm etmesi, insana âdeta ölümden sonra dirilmeyi hissettirmesi demek… Ve insan tabiattan aldığı diriliş ve tazelenme gücüyle yeniden dirilir ve mânevî hedeflere ayrı bir heyecanla koşar. Kişi nefsini daraltan esâretten bahar vesîlesiyle kurtulup daha büyük bir hürriyetle mânâ âlemlerine dalar gider.
İşte tam da şimdi bu güzel mevsimin getirdiği bahar sevinciyle zihinde sabitlenen yanlış tabulardan kurtulma zamanı. Uzunca süredir kalpte kilitli kalmış güzelliklerin, zincirlerinden kurtularak kanatlanma zamanı…
Kalpler baharda kıpır kıpır. Bahar heyecanı dorukta. Hava ılık ve tatlı… Tabiat her zerresiyle temâşâ vaktinde… Tefekkür ile ufku genişletme zamanı geldi. Dalıp git ufka; düşün, senin için yaratılan eşsiz güzellikleri… Aklet, fikret, sonra da zikret O sonsuzluk ufkunun sahibini… Yâ Hayy…
Kurtul kendine oluşturduğun o dar kafesten, yık tabularını; kır zincirlerini nefsin, esiri olma şeytanın, bir bahar coşkusuyla gerçek hayata yeniden “Merhaba!” de.
“−Ben geldim!” ya da:
“−Ben yeniden dirildim; maddeden çok yoruldum, mânâya yöneldim artık!” de.
“−Bahar bende böyle tezâhür etti. Bahar ile maddî hayata inat, mânâya yelken açtım; Hakk’a döndüm!” de…
Güller açıldı, bülbüller şakıdı, sümbüller hoş râyihalarını etrafa saçtı. Dereler nehirlere, nehirler denizlere çağladı. Denizin dalgaları gönlümü dağladı. Baharda vefâsız sanılan turnalar geri döndü, damlarda leylekler göründü. Ya şu serçelerin neşesine ne demeli? Kırlarda açan çiçekler, gelincik ve papatyalar… Neler çağrıştırıyor gürül gürül akan şelâleler? Hepsi, ama hepsi baharı fısıldıyor bize.
“−Müjde, müjde, bahar geldi!” diyor. Ve hepsi de bize Cennet’i hatırlatıyor.
Güzel hava, akan su, yeşillenen çevre, çiçeklenen ağaçlar, sanki bir bahar şarkısı… Kedere, hüzne inat, bahar ne güzel! Solmuş, sararmış yapraklara, kuru ağaçlara rağmen yeşillenen tabiat ne güzel! Üzüntünün, hüznün yerine sevinç ne güzel! Kasvetli kalplere rağmen coşkulu yürekler ne güzel! Baharı solumak, sevinci yudumlamak, Hakk’a koşmak ne güzel!
GERÇEK GÜZELLİK NEDİR VE NASIL ANLAŞILIR?
Güzellik cihanşümul bir kavramdır. Herkes güzeli arar. Güzeli sevmeyen, güzeli istemeyen yoktur. Güzellik insanlarda neredeyse bir tutku hâline gelmiştir. Güzele vurgundur insan. Güzele sevdalıdır, ama hangi güzele?
İnsan karşılaştığı her şeyin sadece güzelini değil, en güzelini arzu eder. Burada bencillik söz konusudur. Ancak güzellik anlayışı ve zevkler de birbirinden farklıdır. Kimi orkideye, kimi papatyaya, kimi şakayıka tutkundur; ama herkesin gönlünde bir gül yatar. Kimi çeşit çeşit hayvanları sever; bu hayvanlar arasında kimini sesi, kimini rengi, kimini biçim ve boyutları mest eder. Hayvanlar içinde kuşların, kuşlar içinde bülbül, kanarya ve muhabbet kuşunun yeri ayrıdır çoğu kez…
Güzellik âdeta herkesin kaybedilmiş yitiğidir. Hepimiz güzelin sevdalısıyız. Güzel bir manzara, güzel bir yemek, güzel bir tatlı, güzel bir içecek, konuşabileceğim güzel bir dost, güzel bir kazanç, güzel bir iş, okuyabileceğim güzel bir kitap, içinde mutlu olacağımız güzel bir çevre, kaliteli eğitim veren güzel bir okulda okumak, güzel bir ev, güzel bir araba, güzel evlâtlar! İşte insanın güzelliğe olan sevdası!
Bu sayılan güzellikleri kim istemez? Herkes güzeli sever, güzeli ister, ancak herkese göre güzellik kavramı farklılık arz eder. Kimine göre güzel olan içecek soğuk bir bardak su, kimine göre “kötülüklerin anası olan” içki, kimine göre ise ayran ve limonatadır. Güzel bir manzara deyince deniz, orman, çiçeklerle bezeli bir nehir kenarı akla gelebilir. Kimi Güneş’in doğuşuna hayrandır, kimi batışına… Kimi gecenin zifiri karanlığını sever, kimi mehtâbı, hilâli ve dolunayı…
Güzellikler kişilere göre farklılık arz eder, demiştik. Meselâ, kimine göre güzel olan yiyecek-içecek helâl olandır, kimine göre zahmetsiz olan... Kimine göre güzel kazanç, alın teri dökerek elde edilen helâl rızıktır; kimine nasıl olursa olsun kolaylıkla elde edilen çok maldır. Kimi elinin emeğini yemekten zevk alır, bahçesine diktiği, binbir zahmetle büyüttüğü domates, salatalık baldan tatlıdır; kimi de başkasının elindekini çalmaktan mutlu olur!
Kimine göre iyi günde, kötü günde yanında olan samimî dostlar önemlidir, sayısı bir-iki de olsa… Kimine göre menfaat düşkünü ve kuru kalabalık da olsa yığınla insanın etrafında dönmesi… Kimi beraber yaşlanacağı sâdık ve sâlih bir eş arar kendisine; kimi ömrünün bir kısmında eğleneceği geçici dostluklar ve hülyalar peşindedir.
Kimini Kur’ân ve zikir şenlendirir; kimini içindeki sessiz çığlıkları bastırmak için yüksek sesle dinlediği tamtam müzikleri…
Gerçek güzellik tektir. Cemâl sahibi olan Allah, güzeli sevmeyi de sevdirmiştir. Ama güzellikler yanıltır. Bugün güzel görünen, aslında bizi yalayıp yutacak zehirli bir sarmaşık olabilir. O yüzden güzel bakan, gerçek güzellikleri görür. Geçici güzelliklere kapılıp sonsuz güzellik yurdundan mahrum kalmaz. Fânî güzelliklere kapılanlar, er ya da geç büyük pişmanlıklar yaşar. Dünya güzeldir, cezbedici nice güzellikle donatılmıştır. Ama her şeyi yerinde ve kararınca sevmeyi bilen, asıl güzelliği görme nîmetinden mahrum kalmaz!
İnsandaki güzelliğe sevdâ meyli, fânî güzelliklerde takılı kalırsa, Allah korusun onu ilâhlaştırıp mâbud hâline getirme riski taşır. Nefsini putlaştıranlar da, nefsinin güzelliklerine takılarak onda kaybolup gidenler de çoktur!
Allah Teâlâ, en güzeldir. Kullarında güzellikler görmeyi sever. Kerîm’dir, cömert olanı sever. İnsanların en güzeli, en son ve en büyük peygamber olan Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. İnsanlarda güzellik arayan, O’nu yakından tanımalıdır.
Ne mutlu güzeli güzel olarak görüp sevebilene! Ne mutlu güzeller güzeli olan Cenâb-ı Hakk’ın güzel gördüğü şeylerde mutluluğu bulabilenlere…
Şu güzel bahar aylarında hep beraber Güzeller Güzeli’nde fânî olmak dileğiyle…
Kaynak: Nurten Selma Çevikoğlu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!