Allah’ın Rahmeti Kula Nasıl Tecellî Eder?

Abdullah Sert Hocaefendi, iyilik ve kötülüğün ilâhî terazide nasıl karşılık bulduğunu, niyetin bile rahmete vesile oluşunu anlatıyor.

BİR İYİLİĞE ON KAT KARŞILIK

En‘âm Sûresi’nin 160. âyet-i kerîmesi şöyle başlar:

“Kim bir güzellikle Allah’ın huzuruna gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse, yalnızca dengiyle cezalandırılır.”

Yani yaptığımız her güzelliği Cenâb-ı Hak kat kat artırmaktadır. Buna karşılık bir kötülük işlendiğinde ise sadece misliyle karşılık verilir. Allah Teâlâ öylesine rahmetlidir ki…

Bu mânâyı açıklayan bir hadîs-i şerîfte Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur (mevzuyu birbirinden koparmadan aktaralım):

Bir insan, oturduğu yerde gönlünden bir iyilik geçirirse, sağındaki melek şöyle der:

“Ne güzel bir kul! Kalbinde iyilik düşünmeye başladı.”

Ve hemen onun için bir hasene yazılır.

Yani kul sadece güzel bir düşünceye niyet ettiği anda bile sevap kazanır. Eğer bu düşündüğü güzelliği hayata geçirirse, bu defa Allah Teâlâ o sevabı kat kat artırır.

Buna karşılık kulun gönlüne bir vesvese, bir yanlış düşünce geldiğinde, soldaki melek yazmak ister. Ancak sağdaki melek onu durdurur ve der ki:

“Biraz bekle, belki vazgeçer. Henüz bir şey yapmadı.”

Cenâb-ı Hak ne kadar merhametlidir, değil mi kıymetli kardeşlerim?

Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm bunları anlatırken, bir mü’minin Allah katındaki değerini ve ilâhî rahmetin bize nasıl tecellî ettiğini haber vermektedir. Efendimiz bunu, kendisine gelen vahy-i ilâhîye dayanarak bildirir.

Devamla buyurur ki:

Eğer kul o yanlış düşünceden vazgeçerse, sağdaki melek şöyle der:

“Buna bir iyilik yaz.”

Çünkü kul kendini düzeltmiş, kötülükten iyiliğe yönelmiştir.

Eğer kul iyiliği düşünür ve onu yaparsa, on sevap yazılır.

Eğer kötülüğü düşünürse, kendisine mühlet verilir. Vazgeçerse bir sevap kazanır; vazgeçmeyip o kötülüğü işlerse, sadece bir günah yazılır.

Dolayısıyla Allah Teâlâ, rahmetiyle, lütfuyla ve keremiyle bizi izzetli kılmak ister; kullarına hep güzellikler vermeyi murad eder ve katından rahmetiyle bizleri bereketlendirmeyi diler.

İslam ve İhsan

ENAM SURESİNİN 160. AYETİ NE ANLATIYOR?

Enam Suresinin 160. Ayeti Ne Anlatıyor?

HER BİR İYİLİĞİN KARŞILIĞI KAÇ SEVAPTIR?

Her Bir İyiliğin Karşılığı Kaç Sevaptır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.