Allah’ın Hikmeti mi, Kulun Tercihi mi: Masumlar Neden Acı Çeker?

Masumların acısı karşısında sorduğumuz “neden?” sorusuna cevap ararken dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir? Meselenin dünya ve ahiret boyutlarını nasıl ele almalıyız? Bildiklerimiz kadar bilmediklerimiz nelerdir? Müslüman neden hiçbir zaman adalet umudunu yitirmez? “Neden?” diye sormadan önce, yeryüzüne bakıp “İnsan neden zulmetti?” sorusunu sormamız gerekmiyor mu?

Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim Delen

“Mutlak iyi ve merhametli olan Allah (c.c.), neden masum çocukların acı çekmesine veya savaşlarda ölmesine izin veriyor?” sorusu, kötülük probleminin en can alıcı biçimidir. Acının özellikle masumlar üzerinde yoğunlaşması, insanın vicdanını sarsmaktadır. Ancak bu sarsıntı, meseleyi yalnız duygusal olmaktan ziyade Allah’ın hikmeti, dünya düzeni, insan iradesi ve ahiret perspektifi gibi temel kaidelerle birlikte düşünmeyi gerektirmektedir. 

Her Hikmet Bize Açık Olmak Zorunda Değildir

Bu çerçeve, insan bilgisinin sınırını, sorumluluğunu ve ümidini daha iyi anlamamıza imkân vermektedir. Çünkü her hikmet bize açık olmak zorunda değildir. Hikmetin ana ilkesini bilmemize rağmen bazı cüz’î ayrıntılarını bilemeyişimiz, hikmeti inkâr etmemize neden olmamalıdır. Bu durum, insanın Allah’ın (c.c.) zâtını tam olarak anlayamamasıyla benzerlik arz eder. Bu hatırlatma, bize “neden” sorusunu sormaktan ziyade bunu anlama ve yerli yerine koymamıza yardımcı olmaktadır (Gazzâlî, 1424, 94; es-Semerkandî, 2012, 125-126).

Akıl, hikmetsiz fiili çirkin görür. Bu nedenle âlemi büsbütün hikmetsiz/başıboş kabul etmek, aklın kendini inkârı manasına gelir. Kâinattaki nizam, rahmet ve hikmet ufkunu gözler önüne serer. İnsana düşen, bu düzeni nazar/tefekkür ile okumaktır (Mâturîdî, 4, 9, 21).

Burada önemli bir denge bulunmaktadır: "Hikmet var" demek, "acı/elem yoktur" anlamına gelmez. Hikmet, bazen acı üzerinden de tecelli eden daha geniş bir iyiliğe kapı aralayabilir. Günlük hayatta bunun birçok örneği ile karşılaşmak mümkündür: Acı bir ilacı, sırf tadı kötü diye reddetmek, çoğu zaman daha büyük bir zarara yol açabilmektedir. Benzer şekilde bazı musibetlerin niçin ve nasıl olduğu bize kapalı kalsa da bunları bilmeyişimiz hikmet ilkesini inkâr etmeyi gerektirmemelidir (Bâkıllânî, 1421, 155; Gazzâlî, 1424, 90).

Âlemde, Sadece Zarar veya Sadece Menfaat Doğuran Hiçbir Varlık Yahut Sebep–Sonuç İlişkisi Yoktur

Diğer taraftan âlemde yalnızca zararı veya yalnızca menfaati deruhte eden hiçbir varlık/sebep-sonuç yoktur. Bir şeyin bir yönden faydalı iken başka yönden zararlı olması muhtemeldir. Örneğin ateş, fıtratı itibariyle hayırlı bir imkândır. Fakat onu yanlış kullanırsak aynı şey zarara yol açabilir, çeşitli acıların kaynağına dönüşebilir. (Mâturîdî, 21) Bu bakış açısı bizi doğrudan insan iradesine götürmektedir.

İnsanın şehvet, heva, mülk ve izzet tutkusu çatışmaları doğurmaktadır. Menfaat yarışı düşmanlığa, ardından öldürmeye kadar varabilmektedir. (Mâturîdî, 4, 109-110) Bu yüzden savaşta ölen çocukların trajedisi, yalnız ‘Allah neden engellemedi?’ sorusunu değil, önce ‘insan neden zulmetti?’ sorusunu gündeme getirmektedir. Zulmün faili kuldur yani kulun cüz-i iradesine bağlı fiilleri, kendi tercihleri neticesinde ortaya çıkmaktadır (Sadruşşerîa, 2024, 99-101; Fahreddin er-Râzî, 3/298).

Bu bakış açısı, acıları ‘kader’ diyerek hafife almak şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine zulmün ahlâkî ve hukukî sorumluluğunu daha çok hissetmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü zulmü azaltmak, mazlumu korumak, yarayı sarmak, güveni tesis etmek gibi görevlerimiz bulunmaktadır. 

Adalet Umudu ve Ahiret Boyutu

Yanlış yapanın her defasında engellenmesi, tercih etmenin anlamını zayıflatır. Bu sebeple musibetler, bazen iyiyi-kötüyü içinde birlikte barındırır. Ancak bu, adaletin olmadığı anlamına gelmez. Bilakis, adaletin dünya ile sınırlı olmadığını bizlere anlatır. Burada kritik bir ayrım vardır: Allah’ın dilemesi (meşîet) ve rızası. Ehl-i sünnete göre hayır ve şer Allah’ın meşîeti ve hükmüyle gerçekleşmektedir. Fakat bu, şerrin Allah’ın rızası ile olduğu anlamına gelmemelidir. Meşîet başka şeydir, rıza başka bir şeydir. Bu ayrım, izin ile onayın aynı olmadığını bizlere göstermektedir. Zira Allah’ın insanın sorumluluğu gibi hikmete dayalı bazı olaylara müsaade etmesi, onları onayladığı veyahut onlardan hoşnut ve razı olduğu anlamına gelmez. O hâlde çocukların maruz kaldığı acılar, çoğu kez zulmün faili olan insan iradelerinin açtığı yaraların neticesidir. Fakat bu neticenin karşılıksız kalacağı anlamına gelmez. Çünkü dünya adaletin kamilen tecelli ettiği son durak değildir. Bu yüzden Mâturîdî alimler, “Allah merhametliyse niçin acılar var?” sorusunu tek cümlelik bir sloganla geçiştirmek yerine onu hikmet, düzen, sorumluluk, meşîet–rızâ ayrımı ve ahiret boyutu ile birlikte düşünerek ele almaktadırlar. Sonuçta bu durum zulmü meşrulaştırmamakta, zalimi sorumlu tutmakta ve masumun hakkının da zayi olmayacağına dair adalet umudunu diri tutmaktadır. (es-Semerkandî, 2012, 90-91; Sadruşşerîa, 2024, 99-101)

Soru Sorma Âdabı ve Sonuç

Son olarak bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, soru sorma âdabımızdır, yani soruyu kime sorduğumuz, kimi hesaba çektiğimizdir. Zira Allah’ın (c.c.) fiillerini, sınırlı olan insan aklının terazisiyle tartıp hesaba çekmek sorunlu bir dildir (Enbiyâ, 21/23). Ancak bu "soru sormayın" anlamına gelmez. Bilakis soruyu haddi ve edebi içinde tutmak, hikmeti ve gerçeği arayan bir istikametle sormak ve iş olsun anlamında, amaçsız bir kuru bir itiraz üslubuna savrulmadan sormak gerekir.

Ezcümle dünyamızın yaşanmaz hale geldiği şu çağda gözlerimizi semaya dikip "Neden?" diye sormadan önce, yeryüzüne bakıp "İnsan neden bu kadar zalimleşti?" diye sormak daha insanî ve çok daha ahlâkî bir sorgulama olacaktır.

Kaynakça

Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî. el-İnsâf fî esbâbi’l-hilâf. Kahire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2. Basım, 1421.

Fahreddin er-Râzî, Ebû Abdillâh (Ebü’l-Fazl) Fahreddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî. el-Metâlibü’l-ʿâliye mine’l-ʿilmi’l-ilâhî. thk. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ. 9 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabi, ts.

Gazzâlî, Ebû Hamid Hüccetülislâm Muhammed b Muhammed. el-İktisâd fi’l-iʿtikâd. thk. Muhammed Hasan Hayto. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424.

Mâturîdî, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmûd Mâturîdî Semerkandî. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiye: Dâru’l-Câmiatü’l-Mısriyye, ts.

Sadruşşerîa, Ubeydullâh b. Mes'ûd b. Tâcişşerîa Ömer b. Sadrişşerîa el-Evvel Ubeydillâh b. Mahmûd el-Mahbûbî el-Buhârî. Şerhu Taʿdîli’l-ʿulûm. thk. Mahmut Ay - Mustafa Borsbuğa. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2024.

Semerkandî, Şemseddîn es-. el-Maârif fî şerhi’s-Sahâif. thk. Abdurrahman Süleyman Selâme Ebû Saîlik, Muhammed Ali el-Cündî. Amman: Câmiâtü’l-Ulûmi’l-İslâmiyye el-Âlemiyye, 2012.

İslam ve İhsan

“ALLAH’I ZALİMLERİN YAPTIKLARINDAN HABERSİZ SANMA” AYETİ

“Allah’ı Zalimlerin Yaptıklarından Habersiz Sanma” Ayeti

ZULÜM İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Zulüm İle İlgili Ayet ve Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle