ALLAHIM! BİZE RECEB’İ VE ŞA’BAN’I MÜBAREK KIL VE BİZİ RAMAZAN’A ULAŞTIR

Dünyaya insan olarak gelmenin şükrü nasıl olmalıdır? Allah'ın (c.c.) bizi kulluğa davet ettiği üç mühim şey nedir? 12 ay içinde ayrıcalıklı kılınan kıymetli zamanlar hangileridir? Peygamberimizin (s.a.v) Üç Aylar'da okunması tavsiye ettiği dua hangisidir? İlahi rahmetin yağmur gibi yağan bu mevsimleri nasıl geçirmeliyiz? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor...

Cenâb-ı Hak -elhamdülillâh- bizi insan olarak dünyaya getirdi, büyük bir lûtuf… Gördüğümüz her mahlûkatta bunu hatırlamamız îcâb ediyor. En büyük nîmet…

Cenâb-ı Hak “Dâru’s-Selâm”a / Cennet’e davet ediyor. Bu Cennet’e davette de bize en yüce Peygamber’i önder olarak, “üsve-i hasene” olarak lûtfetti. Cenâb-ı Hak bizi, mühim olan üç şeyle kulluğa davet ediyor:

Birincisi, Kur’ân-ı Kerîm:

İnsanlığa son çağrı. Ders kitabımız. Her harfi ayrı bir sır ve hikmet deryası.

Kâinat ise fiilî bir Kur’ân-ı Kerîm. Hârikalar âlemi. İbret ve hikmet nazarıyla bakıldığında kulu duygu derinliğine nâil eden, engin düşünceye sevk eden, yüksek bir tefekkür ufku kâinat, zerreden küreye.

Cenâb-ı Hak:

“…Yaş ve kuru ne varsa o Kitab’ın içindedir.” (Bkz. el-En’âm, 59) buyuruyor. Bir hidâyet rehberi.

Kâinat da öyle, kâinat daha ayrı bir kitap, fiilî bir kitap.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-. Cenâb-ı Hakk’ın lûtfettiği serâpâ bir rahmet tecellîsi.

لَقَدْ مَنَّ اللهُ

(“Allah lûtufta bulunmuştur…” [Âl-i İmrân, 164]) buyuruyor. En büyük bir nîmet olduğunu bildiriyor. 124 bin küsur peygamber içinde Cenâb-ı Hak lûtfuyla bize ihsân etti. Biz bir mesâî sarf ederek Efendimiz’e ümmet olmadık. Büyük bir lûtuf…

Lâkin Cenâb-ı Hak:

ثُمَّ لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

(“Sonra o gün, verdiğimiz nîmetlerden sorulacaksınız.” [et-Tekâsür, 8]) buyruluyor.

İşte Rasûlullah Efendimiz’le beraber olabilmek…

“…Verdiğimiz nîmetlerden sorulacaksınız.” (et-Tekâsür, 8) buyruluyor.

Efendim;

Rabbimiz’in kurduğu semâ takviminde on iki aydan bazıları diğerlerine ilâhî lûtuf bakımından daha üstün kılınmıştır. O da Cenâb-ı Hakk’ın lûtfu, Cenâb-ı Hakk’ın bir rahmet tecellîsi.

Receb ve Şâban ayı, ibadetlerle, kalbî duyuşlarla, hayır-hasenatla, Ramazân-ı Şerîf ayına bir hazırlık mahiyetindedir. Bu aylar, Cenâb-ı Hakk’a yakın olabilme aylarıdır. Kullar, daha çok, mânevî bakımdan mesâî sarf edecek, Cenâb-ı Hakk’a yakınlığını artıracak.

Okunan âyet-i kerîmede:

“Kullarım Sana (Efendimiz’e buyruluyor) Ben’i sorduğunda Sen onlara söyle (kullarıma söyle) Ben çok yakınım...” (el-Bakara, 186)

وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ

(“Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.” [el-Hadîd, 4])

Nereye gitseniz, Rabbimiz bizimle beraber. Kimlerle beraber? Sekiz buçuk milyar insan var. Trilyon trilyon hayvanat var. Melekler var, cinler var, galaksiler var. Cenâb-ı Hak hepsinin her an yanında. Müteâl, muhâlefetün li’l-havâdis, zaman-mekândan münezzeh.

“Kullarım Sana Ben’i sorduğunda onlara söyle; Ben çok yakınım. Bana duâ ettikleri vakit duâ edenin dileğine karşılık veririm…” (el-Bakara, 186) buyruluyor. Kabul ediyor duâyı. Fakat arkadan şimdi şart geliyor:

“…O hâlde kullarım da Ben’im dâvetime uysunlar…” (el-Bakara, 186)

Yani Kitap ve Sünnet’in muhtevâsında bir hayat yaşasınlar. Kalp âlemlerini yüceltsinler. Nefs-i mutmainneye, onu da Cenâb-ı Hak arzu ediyor, nefs-i mutmainneye varabilsinler.

“…Bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.” (el-Bakara, 186)

Efendimiz, bu günlerde ümmetine şu duâyı tavsiye ediyor:

اَللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا فيِ رَجَبَ وَ شَعْبَانَ وَ بَلِّغْنَا رَمَضَانَ.

“Allâhʼım! Receb ve Şâban’ı bize mübârek eyle! Bizi Ramazan’a kavuştur (mülâkî eyle).” (Taberânî, Evsat, IV, 189; Beyhakî, Şuab, V, 348. Krş. Ahmed, I, 259)

Demek ki bu iki ay, Ramazân-ı Şerîf’e bir hazırlık ayı olmuş oluyor.

Câhiliye devrinde de bu aya hürmet edilirdi. Aşiretler arasında çok kavga olurdu, enâniyet kavgası. Kılıçlar kınına sokulur, o korkunç, kan gölüne dönen çöller, tatlı bir huzura ererdi.

Cenâb-ı Hak İslâm geldikten sonra da bu aylara hürmet ve tâzim etmemiz için devam ettirdi. Bu da büyük bir lûtuf.

Receb ayında idrâk edilen Regâib var. Sırf Efendimiz’e ait bir lûtuf olan Mîrac var. Bu ay, ilâhî tecellîlerle dolu. Mîrac da yalnız Efendimiz’e ait. Başka hiçbir peygamberde Mîrac yok. Hiçbir peygamberde bu kadar yakınlık da yok. Bizi de ümmet kıldı -elhamdülillâh-.

Bu mübârek günler, ilâhî rahmetin tuğyân ettiği zamanlardır. Bu zamanların kıymeti, toprağa verilen bahar yağmuru gibidir. Bundan gaflette kalmak ise, bu ilâhî yağmurun kayalara, çöllere yağıp zâyî olması gibidir.

Güzel bir misal verirler:

Goncaları gül yapan, üzerine yağan bereketli yağmurlardır. Bu üç ay da gönülleri güle çeviren bereketli bir mevsimdir, ömrün bereketidir.

Muhabbetin zirvesi, Allah Rasûlü’ne olan muhabbetimizdir. Allah Rasûlü’ne olan muhabbet, insan rûhunun pırlantasıdır. Nâ-ehil olanlara muhabbet beslemek ise, yani Efendimiz’in dışındakilere, İslâm dışındakilere muhabbet beslemek ise, bu pırlantanın çöpe atılması gibidir. Sokağa düşmüş bir pırlantanın da hâli ne kadar hazindir!

Efendimiz’i her şeyden üstün tutmak, emsalsiz bir aşk ve muhabbetle sevmek, îmânın kemâlindendir. Ümmet-i Muhammed olma nîmetini yeniden tefekkür etmek zarurîdir. Efendimiz 124.000 küsur peygamberin en zirvesidir. Cenâb-ı Hak:

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ buyuruyor.

“Sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (el-Kalem, 4)

Yani Efendimiz bir sanat âbidesi, insanda tecellî eden bir sanat âbidesi. Kur’ân-ı Kerîm lâfızda, kâinat fiilde, Efendimiz ise insanda tecellî eden bir sanat hârikası. İki cihan saâdetinin en büyük rehberi.

عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Sen doğru yol üzerindesin.” (Yâsîn, 4) buyuruyor Cenâb-ı Hak.

Kullara da, ümmete de:

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ

(“Kim Rasûl’üne itaat ederse Allâhʼa itaat etmiş olur.” [en-Nisâ, 80])

Allah Rasûlü’ne itaat ise Allâh’a itaat olmuş oluyor. İki itaat birleşmiş oluyor.

Her derdin şifası Rasûlullah Efendimiz’de.

(Rasûlüm) de ki (buyuruyor Cenâb-ı Hak), eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın, Allah Gafûr ve Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân, 31) buyuruyor.

Cenâb-ı Hakk’ın bize en büyük nîmeti, en büyük servet… Dünya serveti ne kadar olursa olsun gelip geçici. Bir serap, bir âhiret gözüyle bakıldığı zaman.

Peygamber Efendimiz’i Cenâb-ı Hak âlemlere rahmet olarak gönderiyor. Hayatımızın her safhasını O’nunla mîzân etmemiz zarûrî. “Üsve-i hasene” buyruluyor; “örnek şahsiyet”… (Bkz. el-Ahzâb, 21)

Bu üç kişi kalbî hayatını istikametlendirirse Efendimiz ona üsve-i hasene oluyor.

Bir; “…Allâh’a kavuşmayı umanlar...” (el-Ahzâb, 21) Yani hayatını Allah rızâsı içinde devam ettirenler. Daima kendimizi sorgulayalım:

Ben şu işimde, âile hayatımda, ticaret hayatı, evlâtları yetiştirmekte ben Allah rızâsında mıyım?..

İkincisi; “…Âhirete kavuşmayı umanlar…” (el-Ahzâb, 21)

يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ (“…Âhiretten korkan…” [ez-Zümer, 9]) Âhireti unutmayanlar, âhireti canlı tutanlar. Her şeyin, zerrelerin hesabının verileceğini unutmayanlar; zerre hayrın, zerre şerrin.

Üçüncüsü; “…Cenâb-ı Hakk’ı çok çok zikredenler için Allah Rasûlü’nde üsve-i hasene (örnek şahsiyet, örnek karakter) vardır.” (el-Ahzâb, 21)

İşte bu üç vasfı bulunanlar için hep -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz örnektir. Yani hayatımızın her safhasında Efendimiz’e benzeyebilmek…

Abdullah bin Deylemî Hazretleri buyuruyor ki:

“Dînin diyor, zayıflayıp gücünün kaybolmasının başlangıcı, Sünnet’in terk edilmesiyle olacaktır. Halatın lif lif çözülüp nihayetinde kopması gibi din de sünnetlerin bir bir terk edilmesiyle ortadan kalkar.” (Dârimî, Mukaddime, 16)

İnşâallah, bu üç aylarda Sünnet-i Seniyye’ye çok dikkat edeceğiz.

Bilhassa namaz çok mühim. Namazlarımızı cemaatle kılmaya gayret edeceğiz. Zaten câmi yakınsa câmide, câmi uzaksa evimizde -inşâallah- cemaat olarak. Yine burada çok, Efendimiz nîmeti, Efendimiz’e ümmet olma nîmeti… Eğer aksi hâlde bir davranış olursa orada âyet-i kerîmede:

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Peygamber’ine itaat edin, amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33) Allah korusun!

Yine Efendimiz için:

“Rûhu’l-Emîn (Cebrâil), îkaz edicilerden olsun diye O’na apaçık Arap diliyle O’nun kalbine indirdi.” (Bkz. eş-Şuarâ, 193-195) buyruluyor.

Yani Kur’ân-ı Kerîm Rasûlullah Efendimiz’in kalbinde tecellî etti. Onun için Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye, ikisi birbirinin ayrılmaz parçaları.

Müslümanlar, âlemin kemâlini insanda, insanın kemâlini de Rasûlullah Efendimiz’de bulmuşlardır. Zira O daima fânî varlığından sıyrılmış, fedakârlık hâlinde, dertlilerin ve hastaların yanıbaşında olmuş, mâtemli gönüllerin civarında olmuş, ümitsizlerin başucunda olmuş, muzdarip ve yalnız kalmışların da dostluğunda bulunmuştur. Hidâyet bekleyenlerin imdadına koşmuştur.

Velhâsıl O, nefsin girdabında, nefsî hayatın girdabında boğulmak üzere olanların imdadına koşan bir yürek olmuştur. Karanlık yolları aydınlatan bir nur, yolunu kaybeden ve şaşıranlara yol gösteren müstesnâ bir kılavuzdur. Fiilî kıstastır. Yani örneksiz kavramak mümkün değildir. Rasûlullah Efendimiz en büyük bir örnektir.

Buyruluyor Efendimiz için; ashâb-ı kirâm O’na her şeyiyle ittibâ hâlinde oldu.

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ

Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Bkz. Müslim, Birr, 163)

Bu hadîsi Rasûlullah Efendimiz’in, çok sevindirdi. Yüz binlerce hadîs içinde en çok sevindiren hadis;

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ

Rasûlullah Efendimiz’i dünyada seyrettiler. Âbide gördüler, hayran oldular. O kadar bir hayranlık oldu ki, öyle bir muhabbet taştı ki:

“Yâ Rasûlâllah! Canım-malım, her şeyim Sana feda olsun!” dediler. O’nunla beraber olmak için daima şunu…

“Efendimiz’in mübârek kalbinde ne vardı?”

O’nun gönlünde bütün bir ümmet-i Muhammed vardı. Efendimiz, ümmetinin derdiyle dertlenip sevinciyle huzur buluyordu. O’nun kalbinde, bütün insanlığın hidâyete kavuşması için bir çırpınış vardı. Âdeta yüreğinde bir Mahşer kaynıyordu. Bütün insanlığın derdi, Efendimiz’in derdi idi.

Diğer taraftan, Efendimiz’in kalbinde Allâh’ın bütün mahlûkâtı vardı. O eşsiz gönül, bütün kâinâtı içine alan bir dergâhtı. Ümmetine eşsiz merhametini şöyle ifade ediyordu:

“Dikkat edin, ben hayatımda sizin için bir emniyet vesilesiyim. Vefât ettiğimde ise kabrimde «Yâ Rabbi, ümmetî ümmetî, ilk İsrâfil’in Sûr’u üfürünceye kadar nidâ edeceğim.” buyuruyordu. (Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, c. 14, s. 414)

Cenâb-ı Hak -inşâallah- Efendimiz’in bu muhabbetine karşı bizde de -inşâallah- Efendimiz’le beraber olmanın bir muhabbetini nasîb eder -inşâallah-.

TASAVVUF NEDİR, İNSANA NE KAZANDIRIR?

TASAVVUF NEDİR, İNSANA NE KAZANDIRIR?

KISACA TASAVVUF NEDİR?

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ DİĞER SOHBETLER

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle