Aile Bağlarını Koparmamak İçin İslam'a Uygun Olmayan Akraba Düğüne Katılmanın Hükmü Nedir?

Aile bağlarını koparmamak için İslam'a uygun olmayan akraba düğüne katılmanın hükmü nedir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Aile bağları çok önemlidir; toplumun birlik ve beraberliği de aslında ailenin bir ve beraber olmasına bağlıdır. Bu yüzden düğün, cenaze gibi insanlar tarafından beklenen, aranan, hüzün ve sevinçlerin paylaşıldığı ortamlarda birbirimizi yalnız bırakmamaya gayret etmeliyiz.

Ancak bir yandan da dini hassasiyetlerimiz, haram–helal sınırlarımız vardır. Mesela kadın ve erkeğin tamamen iç içe olduğu, İslami ölçülere uygun olmayan bir düğün düşünelim. Bir Müslüman, akrabalık bağlarının kopmasından endişe ettiği için böyle bir düğünde bulunuyorsa belli bir ölçüde mazur görülebilir. Fakat yine de bu katılımı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışmalı; İstanbul trafiği gibi bir sebep göstererek, düğünün sonlarına doğru gidip takısını taktıktan sonra ayrılmalıdır.

Takısını da imkânı varsa biraz daha yüksek tutarak hem gönül alabilir hem de maddi sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Böylece hem akrabalık ilişkilerini koparmamış olur hem de orada işlenen haramlara “bak hoca efendi de buradaydı” gibi bir meşruiyet kazandırmamış olur.

Aile bağı, akrabalık ilişkileri ve sıla-i rahim meselesi gerçekten önemlidir. Bu konuda benim de şahsen eksiklerim var. Bu yüzden bir Müslüman, aile bağlarını koparmamaya, onları diri ve canlı tutmaya gayret etmelidir. Bunun başında da düğün, cenaze, sevinç ve keder anlarında bir arada bulunmak gelir. Bu ortamları ihmal etmemek gerekir.

İslam ve İhsan

MÜSLÜMANIN DÜĞÜNÜ VE EVLİLİK HAYATI NASIL OLMALI?

Müslümanın Düğünü ve Evlilik Hayatı Nasıl Olmalı?

İSLAMİ ÖLÇÜDE DÜĞÜN NE OLMALI?

İslami Ölçüde Düğün Ne Olmalı?

EVLİLİK, NİKAH VE DÜĞÜN NASIL OLMALIDIR?

Evlilik, Nikah ve Düğün Nasıl Olmalıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.