NASIL DUA ETMELİYİZ?

0

Duâ ve münâcât, Allâh’ın azameti karşısında kulun, aczini îtirâf ederek muhabbet ve tâzîm hissiyâtı içinde O’ndan lutuf ve yardım istemesidir. Münâcât, yâni duâdaki ilticâ, bir acziyet ifâdesi ve yalnız ilâhî dergâha sığınmanın bir nişânesi olduğu için dînen pek mühimdir.

Bize bir insan çok kıymetli hediyeler getirse, fakat onları abus bir çehre ile, gönülsüz ve isteksiz olarak verecek olsa, onu kabul etmek içimizden gelmez. Fakat cân u gönülden, samimiyet ve edeple takdim edilen en sade bir ikramı dahî, büyük bir huzurla alır, verene muhabbet duyarız.

Bir kul tarafından Rabbinin kabûlüne arz edilen duâ, kulluk ve ibadetler de bunun gibidir. Allah için yaptığımız amellerimizi ne kadar aşk ve şevkle îfâ edersek, onların ind-i ilâhîdeki kıymetleri de o derece yüksek olur.

DUÂLARI KORKU VE ÜMİT DENGESİYLE YAPMAK

Kul, Cenâb-ı Hakk’a münâcâtını, sâdece sözle değil kalben de büyük bir samîmiyetle îfâ etmelidir. Duâları, “havf ve recâ” yâni “korku ile ümit” duyguları arasında bir hâlet-i rûhiye ile yapmalıdır. Duâ yürekten gelmeli; kalb, duânın yüklendiği mânâya âit arzularla titremelidir. Aynı zamanda duâ bir günâhın affedilmesi istikâmetinde ise, o günâhın bir daha işlenmemesi husûsunda kat’î bir azim ve kararlılıkla îfâ edilmelidir.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zîrâ çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar!” 

MÜ’MİN DUÂ HÂLİNİ MUHAFAZA ETMELİ

Mü’min, kulluğunun bir îcâbı olarak, her hâlükârda Rabbine yakarış hâlinde bulunmalıdır. Gerçek bir dînî terbiye de, duâ hâlini mü’minin rûhunda sürekli kılmayı hedefler. Zîrâ duâ, kalbde Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Kullarım Sana Ben’i sorduklarında, (bilsinler ki) Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edenlerin duâlarını kabûl ederim…” (el-Bakara, 186)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Faziletler Medeniyeti, Erkam Yayınları.

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
TEVHİD İNANCI DAVRANIŞLARIMIZA NASIL SİRAYET EDER?

Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olabilmek için nefsin arzularını bertaraf etmek ve benliğin dik yokuşlarını aşabilmek zarurîdir. Zira bir mü’minin, enâniyet ve nefsâniyet tezâhürü...

Kapat