MÜSLÜMANIN EŞ, İŞ VE ARKADAŞ SEÇİMİ NASIL OLMALI?

0

Bazı tercihler insanı hayatı boyunca etkileyebilir ve bu yüzden bu tercihlerimizde oldukça hassas davranmalı, doğru kararlar vermeye çalışmalıyız. Karar verirken elbette her insanın belli kriterleri vardır. İşte bir müslümanın işini, eşini ve arkadaşını seçerken ki kıstasları…

Müslümanın eş, iş ve arkadaş seçimi nasıl olmalı? Hangi kıyaslar ile seçilmeli?

ARKADAŞ TERCİHİ VE MUHABBET

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

 “Yalnızlık kötü arkadaştan daha hayırlıdır; sâlih bir arkadaş ise yalnızlıktan daha iyidir…” (Hâkim, III, 343; Beyhâkî, Şuab, 256/4993)

 Hâl, sârîdir, yani insandan insana geçicidir. Kişi hayırlı bir insanla arkadaş olursa hayra yönelir, kötü biriyle beraber olursa kötü tesire mâruz kalır. Bu hâl, insan psikolojisinin en temel kanunlarından biridir. Eskiler bunu; “Üzüm üzüme baka baka kararır.” diyerek dile getirmişlerdir.

İnsan kimi sever ve kiminle beraber olursa, onun hâli ile hâllenir. Zira insanoğlunun şahsiyet ve karakteri, diğer insanlarınkine benzemeye ve onları taklit etmeye meyyâldir. Dolayısıyla insan, farkında olarak veya olmadan, muhabbet ve ünsiyet gösterdiği başka birinin husûsiyetlerini kopyalayıverir. Bu husus, bilhassa şahsiyet ve karakterin olgunlaştığı gençlik devresinde çok daha ehemmiyetlidir.

Bundan dolayıdır ki Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de:

“…Sâdıklarla beraber olunuz!” (et-Tevbe, 119) buyurmaktadır.

Hakîkaten insan, muhabbet duyduğu kişiyle, his, fikir, hayat tarzı ve temâyüllerinde müştereklik kazanır. Dolayısıyla, sâlihlerle beraberlik, müsbet yönde terakkîye vesîle olur.

Bu durumda tabiî ki, gâfil ve fâsıklarla bir arada bulunmaktan şiddetle sakınmak da ehemmiyet kazanmaktadır. «Kör ile yatan şaşı kalkar.» sözü, bu hakîkati ne güzel ifâde eder.

Bu hususu îzah sadedinde Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu misâli verir:

“İyi ve kötü arkadaşın hâli, güzel koku satanla körük çeken demircinin hâline benzer. Misk satan kişi, ya sana güzel kokusundan bir miktar ikram eder veya sen ondan satın alırsın. (Yahut yanında bulunduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise ya elbiseni yakar veya körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih, 31)

ALLAH DOSTLARI’NDAN ARKADAŞ SEÇİMİ İLE İLGİLİ ÖĞÜTLER

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, Kur’ân-ı Kerîm’deki Ashâb-ı Kehf kıssasını misal gösterdikten sonra şöyle der:

“Bir kelp, sâlihlere bekçilik ettiği için sâdıklaştı ve Kur’ânî bir ifâde kazandı. Hazret-i Nuh -aleyhisselâm- ve Hazret-i Lût -aleyhisselâm-’ın hanımları ise fâsıklarla beraber oldukları için küfre düşüp cehennem yolcusu oldular.”

Hazret-i Mevlânâ da şöyle buyurur:

Allâh’a yemin ederim ki, kötü yılan, kötü dosttan iyidir! Kötü yılan, insanın canını alır. Fakat kötü dost, insanı ebedî ateşe atar, yakar yandırır! İnsan, konuşmasa bile, kötü arkadaşından huy kapar! Gönül gizlice onun ahlâkını alır, benimser, kötü ahlâkını kendisine ahlâk edinir! Doğruluktan nasîbi olmayan, sermâyesi bulunmayan arkadaş; senin sermâyeni de alır gider!”

İyi insanları sevmek, kötü insanlardan nefret etmek, kişiyi mânen âbâd eder. Bunun aksine sevilmeye lâyık olmayan insanlara muhabbet besleyip, müsbet insanlara buğzetmek de kişiyi bedbaht eder. Bu sebeple insan, kimlere muhabbet beslediğine ve kimlerden nefret ettiğine son derece dikkat etmelidir.

İmam-ı Rabbânî Hazretleri kötülere karşı beslenen muhabbet ve onlarla arkadaşlığın zararı hususunda şöyle bir misal verir:

“Kumarbazlarla oturup kalkan kimse, belki kumar oynamaz. Böylece kendisini kirlenmemiş zannedebilir. Lâkin kumarbazlarla beraber olduğu müddetçe onlardan menfî tesir alarak kumar oynamayı zamanla hoş görmeye başlar. Bu ise mânevî bir yıkımdır.”

Bu sebeple bir müslüman, hayırlı kişileri arkadaş edinmeli ve kendisi de iyi bir arkadaşlık sergilemelidir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

لاَ تُصَاحِبْ إِلاَّ مُؤْمِنًا وَلَا يَأْكُلْ طَعَامَكَ إِلَّا تَقِيٌّ

“Sadece mü’min ile arkadaşlık et, onunla beraber ol! Yemeğini de ancak takvâ sahibi kişiler yesin!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 56/2395)

“Allah Teâlâ’ya göre arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına faydalı olandır…” (Tirmizî, Birr, 28)

SAHABÎ EFENDİLERİMİZDEN ARKADAŞ TAVSİYESİ

Ashâb-ı kirâm bir gün:

“−Kendileriyle birlikte oturacağımız kişilerin en hayırlısı kimdir?” diye sorduğunda Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“−Kendisini gördüğünüzde, hâliyle size Allâh’ı hatırlatan, konuştuğunda ilminizi artıran ve yaptığı amelleriyle sizi âhirete yönlendiren kişidir.” buyurdu. (Heysemî, X, 226)

Diğer bir husus da şudur: Kişi; bilgi, görgü ve akıl gibi maddî-mânevî hususlarda kendi dengi birisiyle arkadaş olursa rahat eder. Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“Kuş, ancak kendi cinsiyle uçar. Kendi cinsinden olmayanlarla görüşmek, âdeta mezara girmek gibidir. Her cins, kendi cinsini çekerken, zarif bir ceylan, eşek ve öküzlerin içinde nasıl yaşayabilir?..”

“Âh, tabiatı bize uymayan dostun verdiği ıztıraplardan!.. Âh, onların kalbimizde açtığı derin yaralardan! Ey ulu kişiler, ey büyük insanlar; aklınızı başınıza alın da kendinize hayırlı dostlar, uygun arkadaşlar arayın!”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Öyle bir zaman gelecek ki o vakit şu üç şeyden daha kıymetli bir şey olmayacak: Helâl para, cân u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir Sünnet-i Seniyye.” (Heysemî, I, 172)

 

MESLEK TERCİHİ

“Yeniden hayata başlayacak olsam, Hakk’a ve hakîkate teşne bir muallim ya da şifâ tevzî eden bir doktor olurdum. Çünkü her ikisinde de insana hizmet vardır.” (Mûsâ Topbaş -rahmetullâhi aleyh-)

İnsanın hayatına yön veren tercihlerinden biri de meslek seçimidir. Bir müslüman Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına muvâfık ve insanlara faydası dokunacak bir meslek seçmelidir. Zira bu husustaki yanlış bir tercih, kişinin ebedî saâdetine doğrudan tesir eder. Bir mesleği tercih ederken insanlar nezdindeki îtibârına değil, öncelikle Cenâb-ı Hak katındaki meşrûiyet ve makbûliyetine bakmak gerekir. Nitekim rızkını helâl yoldan kazanan bir işçi, gayr-ı meşrû işlerin âmiri olan makam ve mevkî sahibi birinden, Hak katında mukâyese edilemeyecek derecede daha kıymetlidir.

 EŞ TERCİHİ

Allah Teâlâ, bütün varlıkları çift yaratmış, yalnızlık ve tekliği sadece kendisine has bir vasıf kılmıştır. Dolayısıyla diğer bütün varlıklar, birbirlerine muhtaçtır.

Diğer taraftan Cenâb-ı Hak, kendi muhabbetine hazırlayıcı bir vesîle olarak erkek ve kadın arasına bir muhabbet ve merhamet hissi koymuştur. Bunların meşrû bir zeminde tahakkuku için de, nikâh akdi ile âile yuvası kurmayı emretmiştir. Bu bakımdan âile yuvası, hem Allah muhabbetine vazgeçilmez bir basamak, hem de nesillerin devamı için ilâhî bir kânundur. Yani evlilik, hem bedenî bir ihtiyaçtır, hem de mânevî gelişimin esaslı bir zeminidir.

Evlilik sâyesinde, nefsânî arzular idealize edilerek hayırlı nesillerin yetiştirilmesine vesîle olunur. Cenâb-ı Hak, bu hususla ilgili olarak bizlere şu duâyı telkin buyurur:

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا

“Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!” (el-Furkân, 74)

Huzurlu bir yuva tesis etmek için eş seçerken İslâm’ın koyduğu kâidelere hassâsiyetle riâyet etmek şarttır. Bu kâidelerin özü de şudur:

Evlenecek kimseler, eşlerini; sırf zâhirî güzellik ve zenginlik gibi geçici ve nefse hoş gelen sebeplerle tercih etmemelidirler. Yalnızca aklî ve nefsânî arzu ve heveslerle gerçekleşen bir evlilik -ekseriyetle- muhabbet ve ülfet meyvesini hâsıl etmez. Çünkü böyle evliliklerde insanlar, umûmiyetle nefsânî arzularının kölesi olurlar.

Dolayısıyla evlenirken, îman ve ahlâk gibi temel mânevî vasıflara ağırlık vererek bir tercihte bulunmak gerekir. Bu hususta Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Kadın, dört şeyi, yani malı, güzelliği, soyu-sopu ve dindeki kemâli için nikâhlanır. Siz dindar olanını tercih ediniz ki elleriniz hayır görsün!..” (Buhârî, Nikâh, VI, 123; Müslim, Radâ, 53)

Bu hadîs-i şerîf aynı zamanda, evlenilecek bir erkekte aranması îcâb eden hususu da ihtivâ etmektedir. Çünkü her mü’min için takvâdan sonra en kıymetli nasip, evlendiği kimsenin güzel amel sahibi olmasıdır. Sâlih erkek, huzur sarayının sarsılmaz direği; sâliha kadın da, saâdet bahçelerinin en kıymetli tezyinâtıdır.

Bir de âileler arasındaki küfüv, yani denklik mutlakâ dikkate alınmalıdır. Bu denklik; zenginlik, görgü ve kültür beraberliği gibi çeşitli unsurlara bakılarak tayin edilmelidir.

Hepimiz görüyoruz ki, evlenirken yanlış tercihlerde bulunan gençlerimiz, yersiz boşanmalarla kendilerini, çocuklarını ve âilelerini perişan etmektedirler. Daha vahimi ise, nice gâfiller evliliğe yanaşmayıp pek çok günah ve haram girdabında perişan olmaktadırlar.

Nikâh dışı beraberlikler, insanın yaratılış gâyesine ters düştüğü için, neticesi de tam bir hüsran ve çöküşten ibârettir. Bu durumdan hem fert, hem âile, hem de millet büyük zararlar görür.

Cenâb-ı Hak, kullarını bu tehlikelerden muhâfaza etmek için nikâh dışı beraberlikleri büyük günah olarak îlân etmiş ve onlar için son derece ağır cezalar koymuştur.

Velhâsıl nikâh, mesʼûl varlıklar olan insanlar ve cinlere mahsus bir hâldir. Diğer mahlûkât ise bu hususta serbesttir. İnsanlık şeref ve haysiyetini koruyabilmek için iffetin muhâfazası zarûrîdir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hakk’a Adanmış Gençlik , Erkam Yayınları

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
YALAN HADİS UYDURMANIN CEZÂSI

Rabiülevvel ayının girmesi ile birlikte sosyal medyada Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in adına uydurulmuş "Kim Rabiülevvel ayının başladığını müjdeler...

Kapat