KÂMİL BİR MÜ’MİNİN VASIFLARI

0

Kâmil bir mümin, gönül insanıdır. Merhamet ve diğergâmlık, onun en belirgin vasfı ve tabiat-i asliyesidir.

Merhamet, müminin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir. İn­san rû­hu­nun ula­şabileceği ol­gun­luk se­mâ­sı­na çı­kışın yo­lu, mer­ha­met ve hiz­met ba­sa­mak­la­rın­dan geç­mek­te­dir. Merhamet, îmânımızın bu âlemde şâhidi olan ve bizi kalben Rabbimize yaklaştıran ilâhî bir cevherdir.

HİZMET EHLİ MAHLÛKATA KARŞI MERHAMETLİ OLMALI

Hizmet ehli, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm esmâsını gereği gibi tefekkür ederek, hizmet verdiği mahlûkâta karşı şefkat ve merhameti esas almalıdır. Zîrâ hizmet, merhamet işidir. Bütün güzellikler, merhamet, şefkat ve tevâzû ile yapılan hizmetlerin netîcesinde elde edilir. Merhametin en belirgin alâmeti infaktır. Bu bakımdan hizmet ehli aynı zamanda cömert olmalıdır. Zîrâ yüksek ahlâk ve vasıflar, birbirlerini tamamlar. Merhametli insan cömert, cömert insan mütevâzî, mütevâzî insan ise gerçek hizmet ehli olur. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“Allâh Teâlâ cömerttir, ihsân sâhibidir; cömertliği ve yüksek ahlâkı sever…” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 60) buyurmuştur.

MERHAMET VE ŞEFKAT MAHRUMU İNSAN

Buna mukâbil kötü ahlâk ve çirkin vasıflar da birbirine bağlıdır. Merhamet ve şefkat mahrumu bir insan cimri, cimri insan kibirli, kibirli insan da hizmetten uzaktır.

Dolayısıyla güzel ahlâk ile kâbil-i te’lif olmayan kaba, kırıcı ve sert bir üslûb ile yapılan hizmetlerden hayır umulamaz. Özellikle insana hitâb eden eğitim, irşad ve tebliğ gibi hizmetlerde bu husus çok daha ehemmiyet arz etmektedir.

ALLAH HANGİ KALBİ SEVER?

Nitekim âyet-i kerîmede Fahr-i Kâinât Efendimiz’e ve onun şahsında bütün ümmete hitâben:

(Ey Habîbim!) Allâh’tan (sana gelen) bir rahmet sebebiyle, onlara yumuşak davrandın! Şâyet kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar, etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmran, 159) buyurulmuştur.

Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de bir defasında Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’ya şöyle buyurmuştur:

“−Ey Âişe! Allâh Rafîk’tır (rıfk sâhibidir), rıfkla (yumuşaklıkla) muâmeleyi sever. Sertliğe ve diğer şeylere vermediği sevâbı, rıfkla muâmeleye verir.” (Müslim, Birr, 77)

Yine Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, diğer bir hadîs-i şerîfte de:

“… Allâh Teâlâ, huşû dolu, hüzünlü, merhametli, insanlara hayrı öğretip Allâh’a itaat etmeye çağıran her kalbi sever. Katı, boş şeylerle meşgul olan, rûhunun tekrar kendisine iâde edilip edilmeyeceğini bilmediği hâlde bütün geceyi uykuyla geçiren ve Allâh’ı çok az zikreden her kalbe de buğzeder.” (Deylemî, Müsned, I, 158) buyurmuştur.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Vakıf-İnfâk-Hizmet, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
MÜ’MİN, DEDİKODULARLA ÖMÜR TAKVİMİNİ LEKELEMEZ

İslam'da sözün, kelimelerin ve konuşmanın önemi ve hassasiyeti nedir? Müslüman konuşurken nelere dikkat etmelidir? Mümin kimlerle birlikte olmalı, kimlerle zaman...

Kapat