İSLAM TARİHİNDEKİ İLK SEÇİMLER

0

Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- vefatından önce Müslümanların kendilerini idare edecekleri bir halife bırakmamış, “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz” buyurmuştu. Böylece raşid halifelerin seçimlerinde, her biri farklı usullerle cereyan eden, zorlu ve derslerle dolu bir süreç yaşanmış. Bu seçimler, günümüzde de Müslümanların yönetici tercihlerinde nasıl bir yol izleyeceklerini ortaya koyduğu gibi, yöneticilerin de nasıl bir vasfa sahip olmaları gerektiğini gözler önüne seriyor.

HZ.EBÛ BEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİ

Resul-i Ekrem’in -sallâllahu aleyhi ve sellem- vefatından sonra Ensar, Sa’d bin Ubade’yi reis tayin etmek üzere “Sakıyfe’de toplanmışlardı. Hz. Ömer’i daha Resul-i Ekrem –sallâllahu aleyhi vesellem-’in hanesinde iken çağırmışlardı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, Hz. Ubeyde ile birlikte Sakıyfe’de içtima eden Ensar yanına vardılar. Hazrec kabilesi, Sa’d bin Ubade’yi tayin ile ona bey’at etmek istiyorlardı. Ensar hatibi:
– “Biz ilahi davanın yardımcıları Ensarız. Siz muhacirler bizim içimizde bir taifesiniz. Bizi kökümüzden bir tarafa atmak, bizi bu işten bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz?” dedi. Hz. Ömer cevap vermek istediyse de Hz. Ebû Bekir gerçi çekti, kendisi merdane metanetiyle ilerleyerek söze başladı:
– “Ey Ensar! Siz kendi namınıza yâd ettiğiniz fezaili haizsiniz. Fakat hakikat şudur ki, Araplar Kureyş’in riyaseti ve hükümeti etrafında toplanırlar. Bu işi başkasına vermezler, size bir iki zattan birisini intihab etmenizi tavsiye ediyorum” dedi. Bir eliyle Hz. Ömer’i diğer eliyle Hz. Ebu Ubeyde’yi tuttu. İkisini ileri sürdü ve aralarında durdu.

Hz. Ebû Bekir’in sözleri cemaati ikaz etti. Bu suretle takip olunacak hatt-ı hareketi göstermiş oldu. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’in kendisini namzet gösterdiğini duyar duymaz âni bir fikirle “İçinde Hz. Ebû Bekir gibi bir zat bulunan bir cemaatin riyasetine geçmeyi kat’iyyen kabul edemeyeceğini” söylemiş ve münakaşa esnasında Hz. Ebû Bekir’e: “Elini uzat sana biat ediyorum” demişti.

Hz. Ebû Bekir’in elini eline alarak ona biat eylemiş ve Hz. Ebu Ubeyde, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf da biat etmiş ve bütün cemaat a biat eylemiş yalnız Sa’d bin Ubade biat etmemişti. Hz. Ebû Bekir’in bu intihabı tam manasıyla meşru bir intihab idi ve Hz. Ebû Bekir minbere çıktı ve ilk nutkunu söyledi:

“Ey nâs!
Sizin en iyiniz olmadığım halde sizin başınıza geçmiş bulunuyorum! Vazifemi yollu yolunda ifa edersem bana yardım ediniz! Yanılırsam bana doğru yolu gösteriniz! Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir! İçinizdeki zayıf, hakkını alıncaya kadar nazarımda kuvvetlidir! İçinizdeki kuvvetli de, ondan, başkasının hakkı alınıncaya kadar zayıftır! Bir millet, Allah yolundaki cihattan ayrılırsa zillete düçar olur! Bir millette fenalık revaç bulursa bütün millet fenaya uğrar! Ben, Allah’a ve Peygamber –sallâllahu aleyhi vesellem-‘e itaat ettikçe siz de bana itaat ediniz! Eğer itaat etmezsem sizin de bana itaatiniz lazım gelmez! Haydi namazınıza! Allah teala cümlenizi rahmetine layık kılsın!”1

HZ. ÖMER’İN HALİFE SEÇİLMESİ

screenshot002

Ayasofya Camii

Hz. Ebû Bekir, hastalığının arttığı günlerde imamet vazifesini Hz. Ömer’e bırakmış, bununla da Hz. Ömer’in riyasete geçmesine taraftar olduğunu göstermişti. Ancak irtihgalinden evvel riyaset meselesinin hallini istemiş ve bunu için ashab ile istişare etmişti.

Haz Abdurrahman bin Avf’i çağırtmış ve “Ömer hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormuş, Hz. Abdurrahman cevaben:
-“Bir şey sormuyorsun ki, onu benden daha iyi bilmiş olmayasın?” dedi. Hz. Ebû Bekir “Velev ki öyle olsun, düşündüğünü söyle!” deyince, Hz. Abdurrahman: “Ömer kendi hakkında kanaatinden daha iyidir” dedi.

Sonra Hz. Osman’ı çağırtmış ve “Ömer hakkında ne dersin?” diye sormuştu. Hz. Osman, cevaben: “Sen onu hepimizden iyi bilirsin.” dedi. Hz. Ebû Bekir “Sen yine bildiğini söyle” deyince, Hz. Osman: “Ömer’in içi dışından daha iyidir. İçimizde onun naziri yoktur.” Daha sonra Said bin Zeyd ve Üseyyid bin Hudayr’i çağırtmıştı. Üseyyid bin Hudayr da şu sözleri söyledi: “Senden sonra ondan daha iyisi olamaz. Ömer, hoşnut olacak şeylerden hoşnut olur, hoşnut olunmayacak şeyden hoşnut olmaz. Bu işe ondan daha münasip bir kimse yoktur.” Daha sonra ensâr ve muhacirînin birçoğu ile istişare eyledi. Hepsi de Hz. Ömer’in riyasetini tensip ettiler. Hz. Talha, Hz. Ömer hakkındaki riyaseti işitince Hz. Ebû Bekir’in yanına geldi. Ve ona: “Cenab-ı Hak sana Ömer’i niçin intihab ettin diye sorarsa ne cevap vereceksin? Onun bize gösterdiği şiddeti görmüyor musun?” dedi. Hz. Ebû Bekir –radıyallahu anh- yatağında yatıyordu, bu sözleri duyunca:

-“Beni oturtun” dedi. Oturttular ve Talha’ya şu cevabı verdi:

-“Siz, Zât-ı Kibriyâ’nın namına dayanarak beni korkutmak mı istiyorsunuz? Sizin işinizde zerre kadar zulmetmiş olan heybet ve hüsrana düçar olsun. Ben Rabbime mülâki olduğum zaman vereceğim cevap şudur. “Yâ Râb! Kullarının işlerini onların en hayırlısına tevdi ettim.” Sen bu sözlerimi seninle beraber olanların hepsine anlat!” dedi ve Hz. Osman’ı çağırtarak, hilafet ahidnâmesini yazdırmış ve cemaat-i İslamiyyeye okunmak üzere göndermiş ve kendisi de bizzat pencereden cemâata şu sözleri söylemişti:

-“Riyasetinize akrabamdan birini değil Ömer –radıyallahu anh-‘ı tayin ettim. Kabul ediyor musunuz?” Bütün cemaat:

-“Semi’nâ ve ata’nâ” dedi. Sonra Hz. Ömer –radıyallahu anh-‘ı çağırtmış, çok kıymetli nasîhatlarda bulunmuştu. Hz. Ömer de bu nesâyıhı rehber ittihaz etmişti. Bu suretle halife seçilmiş bulunan Hz. Ömer, Hulefa-i Raşidîn içinde ilk “Emîru’l-Mü’minîn” ünvanın alandır.2

HZ. OSMAN’IN HALİFE SEÇİLMESİ

67279,img4549jpg

Hz. Osman’ın Kuran’ı

Hz. Ömer’in şehadetinden sonra halife intihabı ashabı şûraya havale edilmişti ki, Aşere-i Mübeşşereden Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sad ibni Ebi Vakkas, Abdurrrahman ibni Avf –radıyallahu anhüma- ile Abdullah ibni Ömer kendisi hilafete intihab olunmamak şartıyla rey vermekte memurdu. Ashabı şûradan Talha, Medine’de bulunmamıştı. Mikdad bin Esved –radıyallahu anh- ashabı şûrayı bir hanede topladı. Ebu Talha –radıyallahu anh- da kapıda bekledi. Suheybi Rumi –radıyallahu anh-’da evkatı hamsede imamet ederdi. Mısır emiri Amr ibnül As ile Kufe emiri Mugire bin Şube de Medine’ye gelip şura hanesi kapısında durdular. Bunların bu babda bir guna memuriyetleri olmadığından Sad ibni Ebi Vakkas –radıyallahu anh- ikisini de oradan savdı. Onlardan üst perdeden mücadele etmekle aralarında söz uzadı. Kibarı Kureyş arasında mübayenet ve burudet hâsıl oldu. Hâlbuki bütün eşrafı Arap ve ümerayı askeriye şura meclisinin vereceği karara muntazır idiler ve vaziyet pek nazik idi.

Hz. Abdurrahman, Hz. Ali’nin yanına gelip:

– “Sen Resul-i Ekrem’e karabetin, İslam’da tekaddüm ve sebkatin ve dinde hüsn-i asarın hasebiyle hilafete ehâkım edersin. Zaten ehliyetin de müsellemdir. Fakat bilfarz burada senden ahâre verilecek olsa, sen kimi ehakk görürsün?” dedi. “Osman’ı” dedi. Hz. Osman da aynı veçhile sorulduğunda “Ali’yi” dedi. Böylece hilafet ikisi arasında kaldı.

Hz. Abdurrahman hakem olduğundan eşrafı Arap ve ümerayı askeri ile buluşup görüştü. Efkârı nâsı anlamak için dolaştı. Sonra Zübeyr ile Sad ibni Ebi Vakkas’ı çağırıp reylerini sordu. Zübeyr “Reyim Ali için” dedi. Sa’d da “Bence Ali evladır, eğer sen kendini ihtiyar edeceksen pek aldır. Bey’at et de bizi sıkıntıdan kurtar” dedi. Abdurrahman bin Avf da: “Ben hilafetten kendimi hallettim. Hilafeti kabul etmem, Ebubekir ve Ömer’den sonra kim halife olsa nas ondan hoşnut olmaz” dedi. Sonra Abdurrahman bin Avf, Hz. Ali ile gizlice görüştükten sonra Hz. Osman ile merdane vakt-i fecre kadar görüştü. Sabah namazından sonra ashabı şuarayı meclise davet etti. Abdurrahman bin Avf toplanan cemaatin reyini sordu. Ammar bin Yasir –radıyallahu anh-: “Eğer müsliminin itilaf etmemesini istersen Aliye bey’at eyle” dedi. Mikdad bin Esved de onu tasdik etti. Hz. Osman’ın sütkardeşi Abdullah ibni Sa’d ibni Ebî Serh de: “Eğer Kureyş’in ihtilaf etmemesini istersen Osman’a bey’at eyle” dedi. Abdullah ibni Ebi Rebia da onu tasdik etti. Ammar bin Yasir, Abdullah ibni Ebi Serhi tekdir etti. O dahi ona acı sözler söyledi. Huzzarın bir fırkası onu ve diğer fırkası bunu tesahhub edip cidale başlasınlar. Sözler çoğaldı, fitne emareleri görüldü.

Sa’d bin Ebi Vakkas hemen:
-“Ya Abdurrahman! Fitne zuhur etmeden bir karar ver” dedi. Abdurrahman bin Avf da: “Ey cemaat! Susunuz, başınıza bir iş çıkarmayınız.”  Hemen Hz. Ali –radıyallahu anh-ı çağırdı ve ona: “Allah’ın kitabı ve Rasulunun sünneti üzere ve ondan sonra iki Halifenin sireti üzere amel edeceğine Allah ile ahdi misak et” dedi. Hz.Ali de: “Umarım ki ilmi takatım erdiği kadar amel ederim” dedi. Abdurrahman da iki kere bu suali irad etti. Hz. Ali –radıyallahu anh- yine öyle cevap verdi. Hz. Ali’nin cevabı savap ve muvafık-ı hikmet ise de vakit pek nazik olmakla öyle kayd ü şart, tekayyüd ve tevakkufa müsait değildi. Binaenaleyh Abdurrahman ibni Avf Hz. Osman’ı çağırıp ona da üç kere Hz. Ali’ye dediği gibi demekle Hz.Osman tevakkufsuz “Evet öyle amel ederim” demekle Abdurrahman Hazretleri başını kaldırıp eli Hz. Osman’ın eli üzerinde olduğu halde: “Ya Rabb! Şahit ol! Boynumdaki emaneti Osman’ın boynuna koydum, Allah’ın, Rasul’unun ve halifelerinin yolu üzere sana bey’at ediyorum dedi ve orada muhacirin ile ensar da bey’at ettiler.3

HZ. ALİ’NİN HALİFE SEÇİLMESİ

Hazret-i Osman Zi’nnureyn –radıyallahu anh-‘ın şehadetinden sonra bu facianın neye müncer olacağı meçhul bulunduğundan ehl-i Medine telâşe endişeye düştü, kimse ne yapacağını bilemedi.

Süfehâ gürûhu Hz. Osman aleyhine müttefik iseler de halife intihâbı mevzuunda mütehâliftiler. Biri şunu isterken, diğeri bir başkasını istiyordu. Ashab-ı kiramın ileri gelenlerine vardıkça onlardan red cevâbı alıyorlardı. Son çare olarak Sa’d bin Ebî Vakkas ile Abdullah İbn-i Ömer –radıyallahu anhüma-‘ya müracaat eylediler, onlar dahi tereddüd göstermeden onları reddettiler. Benî Ümeyye ileri gelenleri ise ortalıkta görünmüyorlardı.
Elhasıl makam-ı hılâfet boş kalıp ekâbiri ümmetten herhangi biri bunu kabul etmediğinden hayratte kaldılar. Bu halde memleketlerine dönseler, büyük fesad ve fitneyi mûcib olacağı mülâhazasıyle muztarip oldular ve heman ehl-i Medine’yi cem’ ile:

-Siz ehl-i şûrasınız, sizin ümmet üzerinde hükmünüz câri ve nâfidir. Size iki gün mühlet. Eğer bu müddet zarfında bu işi beceremezseniz Ali, Talha, Zübeyr, fülân ve fülânı katlederiz katlederiz, dediler. Ehl-i Medine korkup fenkalâde telaşa düştüler ve hılafeti Hazret-i Ali’ye kabul ettirmek üzere onun başına üşüştüler.

Hazret-i Ali:
-Bu iş isizn işiniz değildir. Ehli Bedr’in işidir. Ehl-i Bedir kimi intihab ederse halife oldur, dedi.

Erbâb-ı intihab, Ashab-ı Bedir olunca Aşere-i mübeşşereden birini intihab edecekleri âşikârdı ve bunlardan hayatta Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkas ve Saîd bin Zeyd vardı.
Medîne’de mevcûd olan Ehl-i Bedir hilafete Ali’yi lâyık gördüler ve onun yanına vardılar. “Elini ver, bey’at edelim” dediler.

Hazret-i Ali:
-“Beni bırakınız, başkasını arayınız. Önümüze bir iş çıkacak ki onun akıllar almaz, gönüller mütehammil olmaz şekil ve renkleri vardır. Bence vezir olmak emîr olmaktan evlâdır. Siz kimi intihab ederseniz ben de ona bey’at ve cümleden ziyâde itâat eylerim” dedi.

Onlar da:
-“Yâ Ali; Allah için insâf et. Ehl-i İslâmın başına gelen felaketi görmüyor musun?” diyerek ısrar edince Hazret-i Ali kabule mecbur olup kararını ertesi güne bıraktı. Halk bu va’d üzerine Hazret-i Ali’nin yanından çıktı. Talha ve Zübeyr meydanda olmadıklarından halk “Onlar da olursa bey’at kavi ve müstakim olur” diyerek ertesi gün onları da getirdiler. Şu veçhile ki: Hazret-i Ali el Murtezâ –kerremallahu vecheh- Mescid-i Şerîfe girip minbere çıktı ve hâzırûna hitaben: “Bu iş sizindir, onda kimsenin hakkı yoktur. Siz kimi isterseniz halife odur. Dün bir karar üzere ayrılmış idik ki ben istemeyerek söz verip siz behemehal beni intihabda ısrar etmiştiniz.” deyince, hepsi:

-“Biz dünkü karar üzereyiz” demeleriyle Hazret-i Ali –radıyallahu anh- da: “Şâhid ol yâ Rabb!” dedi. Evvelâ Talha ve Zübeyr –radıyallahu anhüma- geldiler. Hazret-i Ali onlara: “İsterseniz ben size bey’at eyleyeyim” dedikte:

-“Yok, biz sana bey’at eyleriz” diyerek bey’at ettiler. Sonra Sa’d bin Ebî Vakkas , Abdullah bin Ömer, sonra ensar-ı kirâm bey’at eylediler. Vaktiyle Hazret-i –radıyallahu anh-‘a Resûl-i Ekrem –sallâllahu aleyhi ve sellem-:

-“Yâ Ali! Sen Kâbe menzilindesin. Sana gelinir, sen gitmezsin. Şu kavim gelip sana bu işi yani hilafeti teslim ederse kabul et, eğer gelmezlerse onlar sana gelinceye kadar sen onlara gitme!” buyurmuştu. Hazret-i Ali yukarıda anlatıldığı veçhile buna bağlı kalmıştır.
Hazret-i Ali –radıyallahu anh-‘a Mescidi-i Nebevî’de Hicri 35 senesi Zi’l-hiccesinin yirmibeşinci ve Cuma günü bey’at olundu.4

KAYNAKÇA

RAMAZANOĞLU Mahmut Sami, Hazreti Ebû Bekir Sıddîk Radıyallahu Anh,  sayfa 85, İSTANBUL, 2012
RAMAZANOĞLU Mahmut Sami, Hazreti Ömer’ül Faruk Radıyallahu Anh, sayfa 40, İSTANBUL, 2012
RAMAZANOĞLU Mahmut Sami, Hazreti Osman Zinnûreyn Radıyallahu Anh, sayfa 82, İSTANBUL, 2012
RAMAZANOĞLU Mahmut Sami, Hazreti Aliyy’ül Murtezâ Radıyallahu Anh, sayfa 64, İSTANBUL, 2012

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
KALBİN MANEVİ GIDASI

Zikrullâh kalbin nuru, ruhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmur, fiil ve ahlâkı güzel, ruhu sevinçli...

Kapat