İNSANLARI YÜZÜSTÜ CEHENNEME SÜRÜKLEYEN DİL

0

Gaflete dalan insan, diliyle yaptıklarını, eliyle yaptıkları kadar önemli görmeme hatasına düşer. Hâlbuki çoğu zaman dilin kalplerde açtığı yarayı hiçbir şey açamaz. Bu sebeple; “Dilin kemiği yok” bahanesine sığınarak ağızdan ok misâli geri dönüşü olmayan sözlerin çıkmasına göz yummak, ağır bir uhrevî vebaldir. Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Özür dilemeni gerektirecek sözü söyleme.” buyurmuşlardır. (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

İKİ CİHANDA SAADET YA DA FELÂKET SEBEBİ: DİL

Kalp ve onun tercümanı olan dil, insanın iki cihanda saâdet veya felâketine medâr olan en hayâtî uzuvlardır. Ebedî saâdetin ilk şartı olan îman; dil ile ikrar, kalp ile tasdîk neticesinde hâsıl olur.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir hadîs-i şerîflerinde:

“Haberiniz olsun ki, bedende bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozuk olursa bütün beden bozuk olur. İşte o, kalptir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Îmân, 39)

Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, fazîlet ehli güzîde sahâbîlerinden biri olan Muâz -radıyallahu anh-’a mânevî terakkîsi ve ebedî kurtuluşu için, her seferinde; “Bu da kâfî değil ey Muâz!” diyerek, üst üste pek çok emir ve tavsiyelerde bulunmuş, en son olarak da:

“–Sana (saydığım) bütün bu (fazîletli amellerin makbûl olmasının) kendisine bağlı bulunduğu şeyi (meselenin can damarını) bildireyim mi?” buyurmuştur. Muâz -radıyallahu anh-:

“–Evet, bildir yâ Rasûlâllah!” deyince Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dilini tutmuş ve:

“–Dilini koru!” buyurmuştur.

İNSANLARI YÜZÜSTÜ CEHENNEME SÜRÜKLEYEN DİL

Muâz -radıyallahu anh-:

“–Biz konuştuklarımızdan da hesâba çekilecek miyiz?” diye sorunca  Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Allah hayrını versin ey Muâz! İnsanları yüzüstü Cehennem’e sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!” buyurmuştur. [1] Bu sebeple, sorumsuzca söz söylemekten titizlikle sakınmak gerekir. Söylenen sözlerin mânâsının nereye çıkacağını çok iyi hesâb etmek îcâb eder.

Nitekim bu hususla ilgili diğer hadîs-i şerîflerde de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden Cehennem’in doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer.” (Buhârî, Rikāk, 23)

“Kul, Allâh’ın hoşnud olduğu bir söz söyler, fakat onunla Allâh’ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Hâlbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyâmet gününe kadar o kimseden hoşnud olur. Yine bir kul da Allâh’ın gazabını gerektiren bir söz söyler, fakat o sözün kendisini Allâh’ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle, kendisine kavuşacağı kıyâmet gününe kadar gazab eder.” (Tirmizî, Zühd, 12; İbn-i Mâce, Fiten, 12)

Demek ki, his ve fikirlerin menbaı olan kalbe ve onun tercümanı durumundaki dile iyi sahip olmak, son derece ehemmiyetlidir.

Dipnot: 1) Hâdisenin tafsîlâtı için bkz. Tirmizî, Îman, 8; İbn-i Mâce, Fiten, 12.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarından Hikmetler -1, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar