DÜNYADA YAPILAN İLK MÂBED NERESİDİR?

0
Yeryüzünde Allah’a ibâdet için yapılan ilk mâbed, bütün namazlarda kıblegâh olarak yöneldiğimiz Kâbe’dir. Allah’ın emriyle Hz. İbrahim (as) ve oğlu Hz. İsmail (as) tarafından Mekke’de yapılmıştır.
Ramazan Bayramının üçüncü günü idi.

Mekke-i Mükerreme’de öğle vakti ezanını bekliyor ve Kâbe-i Muazzama’yı seyrediyorduk.

Birden: “Allah! Allah!.. Bu Beyt (Kâbe) asırları aşıp geliyor” dedim ve irkildim.

Tatlı bir hal ve tefekkür içinde gönlüme; “Bu beyt, Allah’ın yeryüzünde kurduğu ilk ev. Asırlardır burada duruyor. İnsanlığa ışık saçıyor. Karanlıkları aydınlatıp âlemleri irşad ediyor” diyerek düşünceler gelmeye başladı.

KÂBE TARİHİ

Kâbe ile ilgili tarihî bilgiler bir şerid halinde zihnimde peşpeşe sıralanıverdi.

Huzurunda bulunduğum bu Kâbe, Hazreti Âdem aleyhisselam’dan bugüne kadar çağları aşıp gelen bir beyt  idi.

Meleklerin kanatlarıyla yedi kat yerin dibine temellerini attığı, Hazreti İbrahim ve İsmail aleyhisselam’ın yer üstünden temellerini yükselttiği bir beyt!..

Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin putlardan temizlediği bir beyt!…

Yeryüzüne inen meleklerin tavaf etmeden katına çıkmadığı bir beyt!…

Âlemlere bereket ve hidayet kaynağı bir ev!…

İnsanlık için kurulan ilk ev!.., ilk mâbed!…

İnsanlık tarihi burada başlamış.

İslâm Güneşi burada doğmuş.

Gönüller burada aydınlanmış.

Cahiliye devri karanlığı, cehalet, vahşet burada son bulmuş.

Kur’an bu beldede nâzil olmaya başlamış.

Allah’ın habîbi bu beldede mücâdele vermiş.

Hazreti Ebu Bekir Sıddık, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abdullah ibni Mes’ud, Hz. Ebu Zer ve diğer sahâbiler  bu mekânlarda ne çileler çekmiş.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i müşriklere karşı korumak için hepsi canlarını siper etmiş.

“Beytullah’a” bu düşünceler içerisinde bakarken ezân-ı Muhammedî okunmaya başladı.

Gönlümüz, zihnen, fikren ve hissen asırlar evveline bağlanıverdi.

Kâbe etrafında geçen hatıralarla ezân-ı Muhammedi dinlendi.

Kıyamıyla, rükûsuyla ve secdeleriyle huzurlu bir öğle namazı kılındı.

Namaz ve duadan sonra bir müddet daha Kâbe’yi seyrederek oturdum.

Sonra açtım Kur’an-ı Kerim’i kaldığım yerden okumaya başladım.

Hatmim dördüncü cüzde kalmışdı.

Birkaç âyet okuyunca Rabbımızın bu beyt (Kâbe) ile ilgili tebligâtı,ilânı karşıma çıkıverdi.

Çok hislendim!…

Bir âyete baktım, bir de “Beytullah”a!…

Hayret ve hasret arası tatlı bir an!…

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke’deki (Kâbe) dir.” (Âl-i İmrân: 96)

İBADETGÂH KILINAN İLK EV

Doğrusu kullar için kurulan ve onlara ibadetgâh kılınan ilk ev, Mekke’de olandır buyuruluyordu.

Bu evi kuran kim?

Allah Teâlâ hazretleri.

Bu ev kim için ve ne için kurulmuş?

İnsanlar için onların hidayeti için kurulmuş.

Herkesin ibadetgâhı ve kıblesi olması için…

Günahkâr kulların affına vesile olması için…

Çağlar boyu milyonlarca insan gelmiş bu mâbede.

Kâbe’yi tavaf etmiş, ma’nen temizlenip gitmiş.

Yeryüzüne inen melekler de hep Kâbe’yi tavaf edermiş.

“Hiç bir melek yoktur ki, Kâbe’yi tavaf etmeden katına çıksın” buyurulmuş.

“-Orada apaçık nişâneler vardır. Açık açık deliller vardır” diye duyurulmuş.

Görene!… Görebilene!…

Mescid’de Kâbe’nin karşısında oturduğu halde dünyaya dalana değil.

Bedenen orada olup, zihnen ve kalben memlekette dolaşana değil.

Kâbe’yi seyrederken gönlü asırlar evvel geçmiş hatıralarla buluşturmak, o yüce Beyt’in izzet, azamet ve heybetini kalbde daha çok hissetmek ve İlâhî rahmetten daha çok istifade etmek demektir.

KÂBE’NİN BEREKETİ

Ruhu’l-Beyan’da bu âyetin tefsirinde Ebu Ca’fer Bakır (ra) der ki:

“- Üç şeyi yerine getirmeyen, üç huyu elde edemeyen kimse Kâbe’nin bereketinden gereği gibi istifade edemez.

Kendisini haramlardan alıkoyacak bir verâ duygusuna sahib olmayan insan.

Öfkesini dizginleyecek bir hilmi, tevâzû ve yumuşaklığı elde edemeyen  kişi.

Müslüman kardeşleriyle iyi arkadaşlık yapamayan kimse.

Bu üç şeye, yolculuğa çıkan herkesin, özellikle hacc yolculuğuna çıkanların şiddetle ihtiyacı vardır.”

Rabbimiz cümlemizi bu güzelliklerin farkında olarak Hac ve Umreler yapabilmeye muvaffak kılsın.

O yüce mekânlarda ki nişâneleri, açık delilleri, hem baş gözüyle hem de gönül gözüyle görebilmeyi ve ilâhî feyz ve rahmetten istifade edebilmeyi nasib eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 308, Ekim 2011

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
HAMİLE EŞİNE ALDIĞI MEYVELERİN PARASINI AĞACA ASTI

Bursa’da meyve tarlalarından geçerken hamile eşi için erik ve kayısı alan bir vatandaş, parasını da ağaca astı. İlginç olay, Bursa’nın...

Kapat