AZÂZÎL NE DEMEKTİR?

1

Rivâyete göre melekler, Hazret-i Âdem’e secdeden başlarını kaldırdıklarında, “Azâzîl” is­miyle bilinen ve çok ibâdet etmekle meşhûr olan cinnîyi, yâni şeytanı, secdeden ka­çınmış ve çirkin bir sûrete dönüşmüş hâlde gördüler. Allâh Teâlâ’nın emrine itaat nîmetine şükür için hep birlikte tekrar secdeye kapandılar.

“AZÂZÎL” KİMDİR?

Secdeden ictinâb ettikten sonra “Şeytan” lakâbını alan Azâzîl, şerrin temsilcisi hâline gelmiştir. O, melek de­ğildi, ateşten yaratılmıştı. Cennette bulunan meleklerin arasındaki bir cinnîydi. Bu yüzden, kendi yaratılışını üstün görmüş ve Hazret-i Âdem’in Allâh’tan bir rûh ta­şıması ve halîfetullâh olması gibi üstünlüklerini kavrayamamıştı. Allâh Teâlâ’nın emrinden gâfil kaldı, nefsânî bir hesâba dûçar oldu. Allâh Teâlâ ondaki bu âcizlik, cehâlet ve gafleti şöyle ifâde buyurur:

مَا أَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّموَاتِ وَاْلأَرْضِ وَلاَ خَلْقَ أَنْفُسِهِمْ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلِّينَ عَضُداً

“Ben onları (iblîs ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de bizzat kendilerinin yaratılışına şâhit tuttum. Dalâlete düşenleri kendime yardımcı edinecek değilim.” (el-Kehf, 51)

Diğer bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak, kullarını, yaratılış gâyesinden uzaklaşmak sûretiyle şeytan ve avanesini dost edinme gafletinden îkâz ederek şöyle buyurur:

كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلاً

“…İblîs cinlerdendi. Rabbinin emrine karşı çıktı. Şimdi siz, Ben’i bırakıp da onu ve soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zâlimler için bu ne fenâ bir karşılıktır!” (el-Kehf, 50)

MELEKLERİN HAZRET-İ ÂDEM’E SECDE ETMESİ NE MÂNÂYA GELİYOR?

Allâh Teâlâ’nın meleklere; “Âdem’e secde edin!” buyurması, aslâ “Âdem’e teabbüd yâni kulluk edin” mânâsına değil, Hazret-i Âdem’in sâhip olduğu istîdadları ve kemâl sıfatlarıyla onlardan daha üstün olduğunu bildirmek içindir. Çünkü Cenâb-ı Hak ona kendi rûhundan üflemiş ve onu imtiyaz sâhibi kılmıştır.

Bir diğer sebep de, “Allâh’ın emrini yerine getirin!” mânâsındadır. Zîrâ bu secde, Hazret-i Âdem’e olmakla birlikte, hakîkatte bizzat Allâh’a itaattir, O’na ibâdettir. Gerçekte Hazret-i Âdem, bu secde emrinde, kıble ve Kâbe durumundadır. Zîrâ Kâbe’ye doğru yönelip secdeye varmak, Kâbe’ye ibâdet etmek değildir. Kâbe, Cenâb-ı Hakk’ın işâret buyurduğu, kullarının ibâdetini disipline eden ve rahmetinin tecellî ettiği bir mekândır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları.

Paylaş.

1 Yorum

  1. insanın allahtan bir ruh taşıması ne demek ,böyle bir anlayış nasrani anlayışıdır. ruh mahluktur.ceset alemi şehadette ruhun merkebidir..o kısmını düzeltiniz o cümle asla uygun değil.

Yorumlar