Yüzakı Dergisinin Şubat 2021 Sayısı Çıktı

Yüzakı dergisinin 192. sayısı çıktı. Yüzakı dergisinin Şubat 2021 sayısı “Ümmet-i Muhammed Üşürken; Isınmaya Hakkımız Var mı?” kapağıyla yayınlandı.

“Ümmet-i Muhammed Üşürken; Isınmaya Hakkımız Var mı?” başlığıyla çıkan Yüzakı dergisinin 192. sayısı şu şekilde takdim edildi.

HAKKIMIZI İSTERİZ!

Hak mefhumuna çok ehemmiyet veririz. Hakkımızı isteriz, hakkımızı ararız. İnsan hakları, vatandaşlık hakları, işçi hakları vs.  Bir şey hakkımız ise, onu elde etmeyi ve elde tutmayı da hakkımız görürüz. Hakkımızı yedirmeyiz!..

Lâkin vicdanın derinliklerinde «hak ve hukuk»un ötesinde bir mânâ dolaşır: İnsanlıkta eş, dinde kardeş, soyda soydaş, vatanda vatandaş olan muhtaçlar, mahrumlar, mazlumların varlığı. Onların sessiz feryatları... O feryatları duyanlar; «Malları içinde isteyen ve isteyemeyenler adına bir ‘hakk’ın, bir payın var olduğuna inanırlar.» Onlar; paylaşırlar, lutfedercesine değil, eksiğiyle aksağıyla kabulünü ricâ edercesine verirler.

İnsanlık tarihi; daima, imkânlarla şımaranların, benim bedenim, benim malım, benim hayatım, benim tarzım, hepsi benim hakkım diye tutturanların taşkınlıkları, azgınlıkları ve bencillikleri ile dolu.

Hamdolsun ki, bunun mukabilinde, bizim tarihimiz ve medeniyetimiz;

“Üşüyenler varsa ısınmaya hakkım yok!” diyen Mevlânâlar;

“Bir kardeşimin ayağına batan diken, benim ayağıma batmıştır!” diyen Harakānîler yetiştirdi.

“Nefsinin de senin üzerinde hakkı vardır.” (Bkz. Buhârî, Savm, 51)  El-hak doğru!.. Fakat bu hak; ne kadar, nereye kadar? Her türlü hazzın keyfini çıkaracak kadar mı? Ten plânında, yalan dünyanın oyun-eğlence yalanında boğulacak kadar mı?

Burada nefsâniyeti dizginleyen insanlık terbiyecilerinden biri, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri’nin tebârüz ettirdiği tavsiyeler mânidar: Açlıktaki hazzı tatmak. Etrafında her türlü imkânı seferber edecek muhabbetli evlâtları olduğu hâlde, riyâzat içinde yaşa-mak. Her gün belirli bir mesafeyi yürüyüp, dolmuş parasını infâk edecek derecede ihsan sahibi olmak. Kelâmın iştihâsına bile set çekip, sükûtun derinliğinde mânâyı güç-lendirmek... Uykuyu dizginleyip; gecelerin karanlığında, kalbin mâneviyâtını ve vicdanını canlandırmak...

Evet, bu ay; salgının zorluklarına, kış şartlarının ilâve olduğu, mâtemlerden uzak kalmak isteyenlere, mesafe kaidelerinin de bahane olduğu, bunun yanında da üç ayların cemrelerinin bir imdat eli gibi yetiştiği bu hengâmda soruyoruz:

ÜMMET-İ MUHAMMED ÜŞÜRKEN; ISINMAYA HAKKIMIZ VAR MI?

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali Eşmeli;

“Merhamet gözüyle bakmak lâzım. O vakit meçhul mahrumlar, malûm oluyor.” diyerek önce fark etmeye davet ediyor.

Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi; «İslâm’da Mâneviyat» başlıklı makalesinde, başta M. Sâmi Ramazanoğlu olmak üzere, rahmet medeniyetinin yetiştirdiği rahmet insanını tarif etti. «Kıssalardan Hisseler»de ise ömrün infak ile bereketlenmesi mevzuu var.

Dosyamızda «hedonizm» diye adlandırılan hazcılık; nefsin arzularını frenleyememek ve bunun biyolojik ve sosyolojik temellerine dair dolu dolu yazılar var. Ahîlikten vakıf medeniyetine tarihimizde, toplumun kapitalistleşmesine, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir hâle düşmesine karşı alınan tedbirler var.

Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım; bozuk bir kazancı, yardım yaparak temizleme düşüncesini tenkit ederken, ele bir şekilde geçmiş mahzurlu maddiyâtın elden nasıl çıkarılabileceğini anlattı.

İnternet üzerinden haberleşme programlarının güvenimizi nasıl istismâr ettiği, bilgilerimizin «uçtan uca» nasıl ticârî bir «metâ» hâline getirildiğinin hikâyesi var.

Dünya da aslında bu vahşî sistemin daha fazla gitmeyeceğinin farkında. Lâkin daha âdil ve merhametli bir nizâma çağıran İslâm’a düşmanlık ve nefret üretmekle meşguller.

Bütün «hakkım» lâkırdılarını bir tarafa bırakıp; «Cenâb-ı Hak ne diyor?» diye soranlar, Allah hakkını ve kul hakkını en hassas ölçülerde idrak ve îfâ edenler, mühür yine onların eline geçerse ancak insanlığa vicdan huzuru gelebilir. Üşüyen vicdanlar, ancak o zaman ısınabilir. Sessiz feryatlar ancak o zaman diner çünkü.

Dergiyi temin etmek için tıklayın!

İslam ve İhsan

“MÜMİNLER BİR VÜCUT GİBİDİR” HADİSİ

“Müminler Bir Vücut Gibidir” Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.