Yâsin Suresi 77. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Yâsin Suresi 77. ayeti ne anlatıyor? Yâsin Suresi 77. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Yâsin Suresi 77. Ayetinin Arapçası:

اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ

Yâsin Suresi 77. Ayetinin Meali (Anlamı):

İnsan hiç dikkat edip düşünmez mi ki, biz onu bir damla sudan nasıl yaratıyoruz? Böyleyken, o bize karşı yaman bir düşman kesiliveriyor!

Yâsin Suresi 77. Ayetinin Tefsiri:

Bu âyetlerin inişiyle ilgili şöyle bir olay nakledilir:

Öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden Übey b. Halef, çürümüş bir kemik alıp elinde ufaladıktan sonra Resûlullah (s.a.s.)’e dönerek:

“- Allah’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” demişti.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.):

“Evet, seni öldükten sonra tekrar diriltecek ve cehenneme sokacak” diye cevap verdi. Bu olay üzerine bu âyetler nâzil oldu. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXIII, 38)

Bir defasında Resûl-i Ekrem (s.a.s.), avucunu diliyle hafifçe ıslatıp işaret parmağıyla elindeki tükürük zerresini gösterdi ve şunları söyledi:

“Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ buyuruyor ki:

«- Ey Âdem oğlu! Ben seni şöyle bir şeyden yaratmışken, benim âciz olduğumu nasıl söylersin?»”

Sonra Efendimiz eliyle boğazını göstererek Cenâb-ı Hakk’ın buyruğunu anlatmaya devam etti:

“«- Canın şuraya gelince, sadaka veriyorum dersin; o sırada sadaka vermenin ne faydası var?»” (İbn Mâce, Vesâyâ 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 210)

Evet, bütün bu cehâlet, gaflet ve inkârına rağmen insanı değersiz, atılmış bir su olan meniden, sonra ondan süzülmüş bir öz olan nutfeden en güzel kıvamda bir varlık olarak yaratan; yaratılanları bütün özellikleriyle bildiği gibi yaratmanın da her çeşidini bilen Allah Teâlâ, ölüleri elbette diriltmeye yetecek gücün sahibidir. Varlıkları ilk defa yoktan var eden için, onları yeniden yaratmak hiç de zor değildir. Âyet-i kerîmelerde  şöyle buyrulur:

“Allah, bütün varlıkları ilkin yoktan yaratan, sonra dünyada bu yaratmayı tekrar tekrar yineleyen ve âhirette her şeyi yeniden yaratacak olandır. Bu yaratılışı tekrarlama ve en son yeniden yaratma O’nun için çok daha kolaydır. Göklerde ve yerde tecelli eden en yüce sıfatlar Allah’a aittir. O, kudreti dâima üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.” (Rûm 30/27)

“İyi de, bizi yeniden hayata döndürecek kimmiş?” diyecekler. Sen de: «Sizi ilk defa yoktan yaratan diriltecek!» de.” (İsrâ 17/51)

Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri diriltmesiyle alakalı Peygamberimiz (s.a.s.)’in önceki ümmetlerden naklederek anlattığı şu kıssa ne kadar ibretlidir:

“Bir adam yaşamaktan ümidini kesince ailesine şöyle vasiyet etti:

«- Ben ölünce çokça odun toplayıp yakın, cesedimi onun içine atın. Yanmış kemiklerimi iyice ezip un hâline getirin. Şiddetli rüzgârın estiği bir gün onu denize savurun.»

Ailesi de onun dediklerini yaptı. Allah Teâlâ, bu adamın zerrelerini bir araya getirdi ve ona:

«- Niçin böyle yaptın?» diye sordu. Adam:

«- Senin azabından korktuğum için öyle yaptım, yâ Rabbî!» deyince Cenâb-ı Hak onu bağışladı.” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 27-28)

Ancak bu hadîs-i şeriften hareketle, bir kısım batıl inançlar gereği uygulanan cenazeleri yakma adetinin İslâm’ın cevaz verdiği bir durum olduğu zannedilmemelidir. Belki önceki ümmetlerde olsa bile Muhammed ümmetine böyle bir cevaz sözkonusu değildir. Ayrıca Efendimiz (a.s.)’ın bu kıssayı, Allah’ın azabının şiddetini belirtme bakımından bir darb-ı mesel olarak anlatmış olabilme ihtimali de vardır.

Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri dirilteceğine dair ikinci delil, yeşil ağaçtan tutuşturduğumuz ateşin çıkmasıdır:

Yâsin Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Yâsin Suresi 77. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.