Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in, ‘Salname 1970 Yıllığı’nda yer alan ‘Gıda Tarihimizde Öğle Yemeği Yoktur’ başlıklı yazısını sizler için derledik...
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, helâle riâyet hususuna çok ihtimam gösterirdi. Şüpheli şeylerden kaçınmakta da büyük bir hassâsiyet sergilerdi. Sohbetlerinde devamlı: “İbadet on kısımdır; dokuzu helâl rızık taleb etmek, biri ise diğer amellerdir.”[1] hadîs-i şerîfini okur ve muhtevâsıyla amel etmeyi emir buyururdu.[2]
Günümüzde gıda ürünlerinde kullanılan emülgatörler ya saflaştırılmış tabiî ürünlerdir ya da tabiî ürünlere çok benzeyen kimyevî yapıya sahip sentetik kimyasallardır. Emülgatörler hayvan veya nebâtî kaynaklı olarak kullanılıyor. Nebâtî kaynaklılarda helâllik açısından herhangi bir problem görülmezken hayvanî kaynaklılarda ise ithal edildiği için kesim usulüne ve domuz kaynaklı olabileceğine dikkat edilmelidir. En önemlisi de kullanılan emülgatörün nebâtî mi yoksa hayvânî mi olduğunu yazmayan etiketlerin problem oluşturmasıdır.
Abese sûresinde dikkat çekici bir hatırlatma var; “İnsan, yediğine bir baksın!” (80/24) Yani insan, gıda olarak aldıklarına, belki kullanıp eskittiklerine ibret nazarıyla baksın. Hayat kaynağı olan geçim sebeplerinin ne büyük nîmetlerden meydana geldiğini düşünsün.
Günlük hayatta çokça yediğimiz simidin pek de masum olmadığını bu ay Şebnem Dergisi'nde yazan Nejla Baş, simidin hem tarihini hem de yapılışıyla bize nasıl zarar verdiğini anlatıyor.