Kaliteli şahsiyetin iki özelliği sadâkat ve vefadır. Sadâkat ve vefâ şahsiyet kalitesine işaret eder.
Çanakkale’de yedi düvele karşı yiğitçe çarpışan şanlı ordumuz, sadece kahramanlık ve cesâret destânı değil, aynı zamanda bir de fazîlet destânı yazmıştır. Zira onlar, gönüllerindeki engin îman nûru sâyesinde Cenâb-ı Hakk’ın yardımına mazhar olmuş ve: “Ey îman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebât edin ve Allâh’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.” (el-Enfâl, 45) âyet-i kerîmesinin canlı bir misâli olarak tarihe nakşolmuşlardır.
Vefa, sevilen veya sevilmesi gereken kimselere verilen değerin bir nişanesidir, dostluk borcudur. Vefa, sözünün eri olmaktır, hatırlamaktır, iyiliği unutmamaktır, kendi sorumluluğunu hissetmektir. Vefa, Müslümanın en belirgin özelliklerindendir. Allah insanı, iman ve amel noktasından sözünü tutacak fıtratta yaratmıştır. Vefasızlık bu anlamda fıtrata ters düşmektir. Sevgimizi sürdürmemize ve dostluğumuzu arttırmamıza vesile olan vefa duygusu hakkındaki görüşlerini paylaşan Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, vefayı Peygamber Efendimiz' -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-den örnekler vererek anlattı.
Balıkesir’de hiç evlenmemiş ve “Yedi Bekârlar” ismiyle anılmakta olan hanımlar, vefâkârlık hususunda câlib-i dikkat bir misaldir.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: “…Allâh’tan başka ahdine daha çok vefâ gösteren kim vardır?..” (Tevbe, 111)
Peygamber efendimiz, kötülük gördüğü kişilere karşı bile iyilik yaparak gönüllerini yumuşatır. İyilik gördüğü kişileri de ihmal etmez, iyiliklerine karşı ise mutlaka en güzel şekilde mukabele ederdi.