İnsan insanlığa, kendine ve topluma vefalı olmalıdır. Unutulmaya yüz tutan en büyük değerlerimizden olan veda sadece sokak ismi olarak kalmasın. Vefalı olalım yaratılana ve yaratana...
Çanakkale’de yedi düvele karşı yiğitçe çarpışan şanlı ordumuz, sadece kahramanlık ve cesâret destânı değil, aynı zamanda bir de fazîlet destânı yazmıştır. Zira onlar, gönüllerindeki engin îman nûru sâyesinde Cenâb-ı Hakk’ın yardımına mazhar olmuş ve: “Ey îman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebât edin ve Allâh’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.” (el-Enfâl, 45) âyet-i kerîmesinin canlı bir misâli olarak tarihe nakşolmuşlardır.
Hakk’a vefâ ancak ve ancak O’nun emirlerine riâyetle gerçekleşir. Bu vefâ, O’na bağlı his ve fiillerin zirvesidir. Çünkü yaratan, yaşatan ve kendisine her an muhtac olunan yegâne varlık O’dur. Hayatımız da ölümümüz de O’nun elindedir. Bu cihetle O’na olan muhabbet ve her nefeste O’nunla râbıtalı olabilmek husûsiyeti, kulluğun en yüce ufku ve vefâ borcudur.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: “…Allâh’tan başka ahdine daha çok vefâ gösteren kim vardır?..” (Tevbe, 111)