Akl-ı selim sahibi, hiç kimseye hakâret nazarıyla bakmaz. Çünkü bilir ki o hırpânî, fakir kıyafetli insanlar arasında nice Allah’ın dostları vardır.
“Devlet-i aliyye topraklarının mimarbaşısı Mimar Sinan, devrinde başlı başına bir ekol olmasına rağmen, Hak karşısındaki gerçek yerinin şuurunda olarak imzasını “el-fakîr Sinan Sermimarân-ı Hâssa” diye atardı.
Bir mü’min için şereften daha üstün bir şeref...
Bir mü’min, mânen kemâle erebilmek için evvelâ tevâzû sahibi olmalıdır. Zira kendini mükemmel kabul edenler, kusur ve eksiklerini düzeltmeye yönelmezler. Çünkü o kusurların varlığını kabul etmezler.
O kadar mütevâzi olun ki, kimse kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin.
Mevlânâ Hazretleri; “Tevâzû ve mahviyette toprak gibi ol!..” buyurmuştur. Nasıl ki toprak, ayaklar altında ezilir, bütün mahlûkâtın cürûfunu kabullenir, sîneye çeker, içinde kaybedip hazmeder, sonra da onlara tertemiz çiçekler, meyveler, gıdâlar olarak takdim ederse; mütevâzı bir müʼmin de toprak gibi olur.
Alçak gönüllülük, gösterişsizlik "tevâzu" olarak tanımlanıyor dilimizde. Peki tevâzu derecemiz nedir? Bunu nasıl anlayacağız? İşte cevabı...