Tasavvufun tüm İslam coğrafyasında yabancılaşmalara, dönüşmelere, başkalaşmalara karşı kimlik bilincini diri tutan bir disiplin olduğu doğru. Bir tür savunma refleksinin yansıması bu. İnsanlar, bir savrulmaya karşı sığınak arıyor ve tasavvufi iklimi buluyor. Bu kaçınılmaz bir şey. Bunu direnç odağı olarak görmek, ancak İslam coğrafyasına karşı dizginsiz bir sömürgeciliğin, İslam toplumlarına yönelik doymaz bir asimilasyon hesabının sonucu olabilir.
Tasavvuf, dünyayı bir kenara bırakıp ruhbanlığa yönelmek değildir. Dinden ayrı bir din değildir. Dine ilave bir sistem de değildir. Tasavvuf, asr-ı saadette hâl olarak yaşanan bir tezkiye ve terbiye disiplinidir.