Taklit etmenin toplumsal zararları nelerdir? Toplum ve gençlik olarak nasıl bir girdaba düşmüş durumdayız? Hadisi şerif bizleri nasıl uyarıyor?
Şuurlu insan bir bardak suyu içerken, bir lokma ekmek yerken, bunları ruhu yani maneviyatı adına yapar ve böylece sevap kazanır, şuurlu insan en basit dünyevi işleri bile Allah Teâla’nın gözetimi altında huzur halinde yapar, edebince iş görür. Bunun aksine şuursuz Müslüman kıldığı namazdan tuttuğu oruçtan bile fayda göremez; namazda bile Allah’ı unutur da “yazıklar olsun o namaz kılanlara” itabına muhatap olur. İnsan yaptığı işi Allah adına yaparsa en basit hareketi bile ibadet olur; nefsi ile ve nefsinin keyfi için hareket ederse ibadeti bile riyakârlık ve kör taklit haline dönüşür.
Fetih süreci, tövbe ile başlayan, Hakka yönelişle devam eden, itaat ve takvâ ile başarıya ulaşan bir süreçtir. Rabbimiz, kendini arıtma ve arındırma ameliyesine soyunanların kurtuluşa ereceklerini ve fakat böyle bir yola girmeyip de nefsini kendi haline terkedenlerin ise kaybedeceklerini haber verir.
Dr. Adem Ergül, "Şekilcilik kolaycılıktır. Öze inmek zordur. Hâlbuki kalite, öze inişle doğru orantılıdır. Kişi, özünü pişirmeden hamlıktan kurtulamaz. Özün kemâli ise içte hapsedilen bir duygudan ibaret değildir. Hayata yansımayan öz, çürümeye ve sönmeye mahkûmdur. Öyle ise kalıptan kalbe, kalpten hayata bir bütünlük içinde mü’min-i kâmil olmak, insan-ı kâmil olmaktır." diyor.
Büyüklerden birine demişler ki; “Efendim dua edin de Ümmeti Muhammed kurtulsun.” O da demiş ki; “Siz bana Ümmeti Muhammed’i gösterin ki ben de onların kurtulduğunu söyleyeyim.” Tabi bu biraz abartılı gibi görünebilir ama ne yazık ki biz Kur’anı Kerim’de o vasf edilen “İnsanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz” vasfını kaybetmiş gözüküyoruz.
Altınoluk Dergisi yazarı Dr. Adem Ergül bu yazıda Çanakkale ruhunu şahsımıza ve neslimize aktarılması gereken dinamikleri üzerinde duruyor.