Tarih şahittir ki, kendi akıllarının dar hududunda hapsolmuş bulunan Firavun, Nemrut, Atillâ, İskender, Hülâgu ve emsalleri, yaptıklarıyla bütün insanlığın düşmanı olmuşlardır. Buna mukâbil, vahyin feyziyle yoğrulup “akl-ı selîm”e nâil olan, dostluk ve muhabbetin ilâhî menbaına erişen Mevlânâ ve emsâli Hak dostları ise, hayatları boyunca, hattâ vefatlarından sonra bile insanlığa huzur ve rahmet vesîlesi olmuşlardır. Ebediyyen de bütün insanlığın dostu olarak kalacaklardır.
"Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık, af ve merhamete dâir sıfatlarını bildirmiş, hattâ “merhamet edenlerin en merhametlisi”(el-A‘râf,151.) olduğunu ve merhametinin her şeyi ihâta ettiğini(el-A‘râf,156.) haber vermiştir." Mahlûkattaki bütün merhamet tezâhürleri de esâsen Cenâb-ı Hakk’ın bu nihâyetsiz rahmetinin bir tecellîsidir. Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: “–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” buyurmuşlardır.
Bir insanın mânevî seviyesini onun hangi özelliklerine bakarak anlayabiliriz? Bu hususta en önemli ölçü nedir?