İlk asırlarda, kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh gibi İslâmî ilimlerde genel olarak bir rivâyet zinciri mecburiyeti vardı. İslâm âlimleri, hadis ve tefsir alanında görüşlerini naklettikleri ashâb-ı kirâm, tâbiîn ve diğer âlimlerin sözleri için, onlardan kendilerine kadar gelen bir silsile ararlardı.
Hak dostu mürşid-i kâmiller, mânevî terbiye, kalp tasfiyesi ve nefs tezkiyesi hususundaki nebevî vazifeyi devam ettiren peygamber vârisleridir. Onların en büyük feyz menbaı, mübârek sîretiyle âdeta canlı bir Kur’ân olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.