Şefaat konusu, ilâhî adâlete ters düşmez. Nasıl ki dünya hayatında “referans” denilen bir kaide vardır. Yani yapıp ettiğimiz işlerimizde güvendiğimiz, sevdiğimiz, saygı duyduğumuz insanların aracılığı bizim faydamızadır; hayatımızı kolaylaştırır, memnuniyetimize vesile olur. Şefaat de Cenâb-ı Hakk’a, evvelâ Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, ardından diğer sâlih ve seçkin şahsiyetlerin duâ buyurmasıdır.
Şefâat, dünyada işlenen bazı günahların âhirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talepte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefâat, bir mü’minin günahlarının bağışlanması için Allah’a dua edip yalvarmasıdır.
Bununla birlikte, kulun duâ ederken, Allâhʼın sevdikleri olan peygamberler ve sâlih zâtları vesîle edinerek, yani onlar hürmetine istemesi (tevessül), merhamet-i ilâhiyyeyi daha çok celbeder. Bu, sâlihlerin yâd edilmesiyle inmesi ümit edilen rahmetten bir teberrük mâhiyetindedir.