Saîd bin Müseyyeb

Efendimizin Zühd Hayatı

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, dünyanın geçici, âhiretin ise esas hayat olduğunu en zirve seviyede idrâk etmiş hâldeydi. O, gerek Mescid-i Nebevî’nin inşâsı, hendek kazılması ve harp gibi meşakkatli ve sıkıntılı zamanlarda, gerekse Mekke’nin fethi ve hacc-ı ekber gibi mes’ut zamanlarda, hep aynı cümleyle Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmiştir: “Allâh’ım! Gerçek hayat ancak âhiret hayatıdır.”[1]

Sünnete Muhâlefet Etmenin Hükmü

Mü’minin vazifesi; Allâh’ın emirlerini, sırf Allah emrettiği için ve Rasûlullah Efendimiz’in tatbik ettiği şekilde îfâ etmektir. Bu hususta -iyi niyetle bile olsa- şahsî görüşüyle hareket edip Sünnet’in dışına çıkmak, kulu yanlışlara sürükler. Bunun için hangi sâlih amelin ne zaman, nasıl, ne ölçüde ve ne şekilde tatbik edileceğini, Sünnet’ten öğrenmek gerekir.