Her nimet karşılığında bir şükrü gerektirir. Nimetlerin en büyüğü olan Peygamber nimeti de bundan istisna değildir. Yüce Rabbimiz lütfettiği bu nimete şükür olarak Kutlu Elçisine sık sık salat u selam getirmemizi emir buyurmuştur.
Bugün maalesef vakitlerimizi gıybet, tecessüs, fazla uyku gibi boş işlerle harcamaktayız. Allah’ın ihsan ettiği duyularımızı amacı dışında kullanma ve gücümüz yettiği halde pek çok hayır işini ihmal etmekteyiz. Allah dostları bu gaflete engel olmak için pek çok kural ve uygulama ortaya koymuşlardır. İşte vaktinizi iyi kullanmak için üç öneri...
Tasavvufu sadece raks, sema, zikir ayini gibi gören, kullar ile olan ilişkilerde fıkhın muamelatına uymayan kimseler sufilerin başıboşlarıdır ve ayette buyrulduğu üzere bunlar dini boş iş ve oyun eğlence haline getirmişlerdir. Zira nefis zevkin her türünü yaşamak ister, kendi şehvani arzularına set çekilmediğinde dine bile taraftar olur, ama böyle bir dindarlık gerçekte nefsin elinde köle olmaktır.
Sufiler irşad dediğimiz insanları aydınlatma, Hakka götürmeyi de hayatlarının en önemli vazifesi olarak görmüşler, sohbet ve zikir meclisleri ile İslam’dan gafil yaşayan Müslümanları İslam’ın güzellikleri ile buluşturmuşlardır. Yeni fethedilen bölgelere kurulan tekkeler ile de gayr-i müslim halka İslam’ı tebliğ etmiş, güzel ahlakları ile onları kendilerine hayran bırakmışlardır.
Prof. Dr. Süleyman Derin ile "turistlere tebliğ üzerine" Altınoluk dergisinde yapılan röportajı sizler için alıntılıyoruz.
Tasavvufun amacı maneviyat yolcularını ihsan makamına eriştirmektir, Peygamber Efendimizin tarif ettiği üzere “sanki Rabbimizi görüyormuş gibi” O’na kulluk etmelerini mümkün kılmaktır. İhsan mertebesine ulaşan mümin Rabbin bakışı önünde olduğu şuuru ile amel eder. Böylece imanını yakinî hale getirir.
Uluslararası Bahâeddin Nakşibend ve Nakşibendîlik Sempozyumu, bugün ve yarın yapılacak porgramlarla devam ediyor.
Yüce Kur’an insanlık için bir rahmet, Müslümanlar için de hidayet kaynağı bir rehberdir. Allah Teâlâ Peygamber Efendimizi ve Kur’an’ı göndermekle bizlere büyük bir ihsanda bulunmuştur. Ne var İslam âleminin içinde bulunduğu duruma baktığımızda, bu iki büyük nimetten yeterince istifade edemediğimiz anlaşılıyor.
Dinimize göre bu dünya hayatı ahiretin tarlası olup, akıllı müslüman için maddi imkânlar ahiret sermayesidir. Son dönemde ülkemiz maddî olarak zenginleşmiş diğer insanlar gibi dini camialarda bu refahtan paylarını almışlardır. Dünyevileşmenin tehlikelerine en çok dikkat çeken sufi kesimler olduğu için onların bu husustaki uyarıları bizim için her zaman göz açıcı olmuştur.
Şuurlu insan bir bardak suyu içerken, bir lokma ekmek yerken, bunları ruhu yani maneviyatı adına yapar ve böylece sevap kazanır, şuurlu insan en basit dünyevi işleri bile Allah Teâla’nın gözetimi altında huzur halinde yapar, edebince iş görür. Bunun aksine şuursuz Müslüman kıldığı namazdan tuttuğu oruçtan bile fayda göremez; namazda bile Allah’ı unutur da “yazıklar olsun o namaz kılanlara” itabına muhatap olur. İnsan yaptığı işi Allah adına yaparsa en basit hareketi bile ibadet olur; nefsi ile ve nefsinin keyfi için hareket ederse ibadeti bile riyakârlık ve kör taklit haline dönüşür.