Ecdâdımızın bu mukaddes mîrâsına sahip çıkarak, onlar gibi hayır müesseseleri kurmaya ve kurulmuş olanları da yaşatmaya gayret etmeliyiz. Önce kendi iç dünyamızı fazîletlerle donatarak örnek teşkil etmeli; sonra da, şehîd ve gâzîlerimizin emâneti olan mukaddes değerlerimizi ve vatanımızı muhâfaza için, îmanlı, yüksek keyfiyetli ve vatanperver nesiller yetiştirmeliyiz.
Her medeniyet, kendi insan tipini vücûda getirir. O insan tipi de, mensup olduğu medeniyetin sıfat ve karakterleriyle âhenk arz eder. İslâm medeniyetinin inşâ ettiği insan şahsiyetinin zirvesi ise; gönüllerini bütün mahlûkâtı şefkatle kucaklayan bir rahmet dergâhı hâline getirmiş olan “vakıf insan”lardır.
İslam Medeniyetinde vakıf malı, Allah’ın emaneti olarak kabul edilir. Süleyman -aleyhisselam- ve Salih -aleyhisselam-’ın rivayetleri, bu hakikatin önemini idrak etme noktasında, önemli birer levha hükmündedir.
Erkam Radyo'da İstanbul'un Sırları adıyla program yapan İstanbul Seyyahı Fahri Sarrafoğlu Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Osmanlı’da Vakıflar ve Vakıf Medeniyeti konulu özel bir mülakat gerçekleştirdi. İstifadenize sunuyoruz.
Hak dostları, toplumlara; dâimâ kılıç fetihlerini gönül fethine, maddî îmarları da mânevî îmâra dönüştüren bir mâneviyat kevseri sundular. Onların mübârek ellerinde; muhâcir kuşlara bile merhamet tevzî eden bir vakıf medeniyeti meydana geldi. Toplumda müstesnâ bir kardeşlik yaşandı. Gönüller te’lif oldu. Fakir ile zengin, asil ile köylü arasında hiçbir zaman uçurumlar oluşmadı. Yetimin ve dulun bulunduğu mahalle, onların teminâtı oldu. Böyle gönülleri kaynaşmış bir cemiyette; dram ve cinnetler yaşanmadı, depresyonlar görülmedi, intiharlar duyulmadı…
Osmanlı’da kurulan vakıfların hizmet ve faâliyetleri, zengin bir muhtevâya sahipti. Bunların, topluma faydalı olmak maksadıyla zaman, zemin, yöre ve temâyüllere göre çeşitlilik göstermesi, sistemin statik (durağan) değil, dinamik (canlı, hareketli) bir yapıya sahip olduğunun açık bir ifâdesidir.
Vakfiyelerde hangi maksatlar için vakıf yapıldığı belirtilmiştir.
Vakıf tesisi, mânevî bir olgunluk tezâhürü olduğundan bu faaliyet, mürşid-i kâmillerin irşad ve rûhâniyetinden istifâde eden topluluklarda çok daha geniş bir sûrette gerçekleşmiştir. Çünkü diğergâmlık, cömertlik, ihlâs ve samîmiyet -kâmil mânâsıyla- rûhî olgunlaşmanın bir netîcesidir.