Yüzyıllar boyunca kuşatan kuşağa aktarılan lâkin bu devirde yabancı kaldığımız Osmanlı devrinin güzel örf ve âdetleri.
Ölüm, yoklukla varlığın sınırı… Uçurumdan aşağı düşerken, sanki her şey biterken, karanlık bir boşluğa durmaksızın yuvarlanırken en büyük varlıkla buluşmak… Ayakların yumuşacık çimenlere dokunması, aydınlıktan gözlerin kamaşması… Ölüm daha güzel nasıl anlatılabilir ki?
Osmanlı’nın ârif gönüllü sultanlarından Yavuz Selîm Han, velîlerin huzûruna girdiği zaman büyük bir edep ve mahviyet gösterir, gerekmedikçe tek kelime konuşmazdı.
Hristiyan âlemi ile muhârip bir durumdaki Osmanlı Devleti hakkında Batılılar, bugün de olduğu gibi hemen her safhada müşterek bir husûmet hâlinde idi.
Eski Türklerde “Evini cennet yapan, dişi kuştur!” tâbiri meşhurdu.
Mûsâ Topbaş Efendi, çocukluk yıllarında şâhid olduğu son Osmanlı toplumunun ahlâk, nizam ve seciyesini şu şekilde nakleder: