Peygamber Efendimiz, dünyayı teşrîfinden itibâren müstesnâ bir hayat yaşamış, İslâm’ı tebliğe başladığında da her şeyden önce üstün ahlâkı ve nezih hayâtıyla örnek olmuştu.
Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, çok sık sorulardan biri olan "kredi ile Umre veya Hacca gitmek caiz mi?" sorusunu cevaplıyor.
Hakk’a ve hayra dâvet husûsunda biz mü’minlere düşen, yılmadan, vazgeçmeden, ye’se ve rehâvete kapılmadan, her fırsatta îtidal üzere tebliğ hizmetine devâm etmek, neticeyi Allâh’a havâle edip tevekkül etmektir.
Allâh’ın dînini tebliğ ve tâlim etmek, peygamber mesleği denilebilecek mukaddes bir vazifedir.
Hakk’ın huzuruna yüz akı ile çıkabilmek, şu dünya hayatında kazandıklarımıza bağlıdır. İlâhî rızayı kazandıran en önemli amellerin başında ise, mal ve canla i’lâ-yı kelimetullah (Allah’ın adını ve dinini en yüce kılma gayreti) uğrunda cihad etmek gelir.
Kendi benliğindeki ulviyeti ve me’mûriyetinin istikâmetini lâyıkıyla takdir edemeyerek, kendi dünyalarını mart dumanına uğramış bir zemin gibi karartanlar, tepelerinde güneş bulunsa bile onun ziyâlarını göremezler. Çünkü araya gafletten teşekkül etmiş bir karanlık perde girmiştir.
Kemâl yolunda (seyr u sülûk), ilim yolunda veya herhangi bir iş hayatının başlangıcında, ciddi bir gayrete soyunmayan, zor ve ağır şartlara tahammül etmeyen bir kimse, aydınlık bir yarına kavuşamayacak demektir.
Tebliğ hizmetinde, arzu edilen netîceye ulaşabilmek için Kur’ân ile meşgûliyette duygu derinliğine ulaşmış hassas bir gönle sâhip olmak ve Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zîrâ İslâm’ın en güzel tebliği, âdeta canlı bir Kur’ân gibi yaşayarak, İslâm’ın güzelliklerini kendi hayâtında sergileyebilmektir.
Peygamber Efendimiz, çok ağır hasta olmalarına rağmen, ashâbına ebedî hakîkatleri öğretmeye ve onları İslâm terbiyesi üzere yetiştirmeye devâm etmiştir. Bu durum, hem O’nun tebliğ vazifesindeki hassâsiyetini hem de ümmetine duyduğu şefkat ve merhametin enginliğini göstermektedir.
Bir mü’mini diğer insanlardan ayıran en mühim vasıflardan biri, merhamettir. Yaratan’dan ötürü yaratılanlara gösterilen merhametin bir tezâhürü olarak yapılan ulvî hizmetlerin başında da İslâm’ı tebliğ ve Hakk’a dâvet gelir.