Dostluğun, Allahʼtaki kaynağına ulaşan Şâh-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misâli Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sadâ bıraktılar. Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülâgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Parada bir sır vardır; o, geldiği yoldan gider. Yani helâl para, gerçek mânâda hayra sarf edilirken; şer yoldan gelen para ise, yine şerrin sermayesi olur. Herkes zanneder ki ben parama hükmederek istediğim yere harcıyorum. Hâlbuki para, kazanılışındaki mânevî temizlik durumuna göre, lâyık olduğu yere gider; sahibinin irâdesini de kendi gittiği yere doğru istikâmetlendirir. Yani hâkimiyet çoğu zaman paradadır; sahibinde değil.
Merhamet, sende olanı, senden daha mahrûm olana ikrâm etmendir. Bir mü’minin, muhtaç, garip, yoksul ve yetimleri arayıp bulması, maddî ve mânevî olarak onların kırık gönüllerini hoş etmesi, yani onlara İslâm’ın güler yüzünü sergilemesi îcâb eder.
Boğazdan kalbe inmeyen bir kıraatin insanı Kur’ân’ın sonsuz tefekkür ufkuna ve duygu derinliğine götüremeyeceği âşikârdır.
Günümüz gençliğinin en büyük ihtiyacı, gerek dış düşmanların ve onların içerideki yerli uzantılarının, gerekse de nefis ve şeytanın binbir tuzak ve hile ile hayatımızdan uzaklaştırmaya çalıştıkları Kur’ân ve Sünnet ölçülerine sımsıkı sarılmaktır.
Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları bir hadis-i şerifte beş, bir başka hadis-i şerifte altı olarak zikrediliyor.
En kısa manası ile tesettür örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmektir. Bir fıkıh terimi olarak erkek veya kadının şer'an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Günümüzün en mühim umûmî problemlerinden biri, tesettür hassâsiyetinin kaybolmasıdır. Tesettür, sadece başı örtmekten ibaret değildir. Fakat maalesef bugün pek çok müslüman hanımın, tesettürün rûhuna uymayan birtakım dar elbiseler, pantolonlar vs. giydikleri görülmektedir.
İhlâs ve samimiyet, dinin özüdür. İhlâs ve samimiyet, gösterişi bir tarafa bırakıp kulluğu sadece Allah’a özgü kılmaktır. Din samimiyettir. Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor...
Altınoluk Dergisi 389. sayısı "Güzel Örnekler Zamanı" kapak başlığı ile çıktı.
Bir buz üstüne yazılan yazıyı, Güneş gelir, eritir gider. Ne kadar zor olursa olsun yazıyı bir granitin üzerine yaz ki, kalıcı olsun. İşte tevhîdi tıpkı granite yazar gibi gönlümüze yazacağız. Gönlümüze yazılı mı, değil mi, onu da hâlimiz belli edecek.