Altınoluk Dergisi bu sayısında “Kalbin orucu”nu gündemimize getirerek, adeta merkezi bir dirilik halinin bütün uzuvlara ve hayatın tamamına yansıması gibi hassasiyet çağrısı yapmış oluyor.
Unutarak bir şey yemek veya içmek, oruç tutanların en çok karşılaştıkları hadisedir. Oruçlunun unutarak bir şey yiyip içmesi orucunu bozar mı? Oruçlu kimse unutarak bir şey yiyip içmeyi tekrar ederse ne olur? Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu konuyu açıklıyor.
Oruç, aslında tam bir imsaktir. Yani yemeden içmeden, cinsel isteklerinden nefsi tutmak demektir. Bunun yanında ağzını yalan konuşmaktan, kötü söz söylemekten, dedikodu yapmaktan alıkoymak, başkalarına sataşmaktan ve zarar vermekten diğer organlarını da çekmek bu imsak kavramının tabii bir uzantısıdır. Oruçtan beklenen sonucun alınabilmesi için bu noktalara titizlik gösterilmesi gerekmektedir.
Allah yolunda yani Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimsenin yetmiş yıl cehennem azabından uzak tutulması, o kişinin cehennemde yakılmaması anlamındadır.
Ramazan'ın çocuklara tesiri yetişkinlerden daha büyük. Yarım gün de olsa oruç tutmaya çalışmaları, gizli gizli yemek yemeleri, iftar ve sahur heyecanına dahil olmaları, teravihle buluşmaları... Her biri için Ramazan'ın anlamı bambaşka: Ailelerin birlikteliği, sabır eğitimi, iftar telaşesi, misafir koşuşturmacası çocukların zihninde unutulmaz hatıralara vesile oluyor... Lider Eğitim, gençlere Ramazan'la ilgili düşüncelerini sordu; gençler anlattı.
Ramazan orucunun günlük hayatımıza kazandırdığı önemli güzelliklerden biri de sahura kalkmaktır. Bu kalkıştan maksat, "bir yudum su ile de olsa" sahur yapmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sahur yemeğinin "mübarek bir yemek" olduğunu ifade eder ve sahura kalkılmasını tavsiye buyurur.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. "Oruçlular nerede?" diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez."
Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, şükran hisleri uyandıran, yoksulların ve çâresizlerin hâlinden anlama şuuru kazandıran, nefsânî arzu ve temâyülleri bertaraf eden, gönülleri maddenin tasallutundan kurtarıp “sabır” denilen en yüksek ahlâkî meziyete eriştiren bir ibadettir.
Allah'ın buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bu bakımdan, Allah'ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kesindir.
Hakkʼa en güzel kullukta bulunan âbidler, Oʼna lâyıkıyla ibadet edebilmekten âciz olduklarını anlamış olanlardır.