Her hayat sâhibinin başından mutlakâ geçecek olan ölüm, fânî hayâta büyük vedâ ânı ve her canlının şahsına münhasır yaşayacağı husûsî bir kıyâmettir.
Cenâb-ı Hakkʼa sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, biz âciz kullarının ömür takvimini, ilâhî affın âdeta tuğyân ettiği bir Ramazân-ı Şerîf ile tekrar müzeyyen kıldı. O Ramazân-ı Şerîf ki, içinde bir ömre bedel Kadir Gecesiʼni barındıran, mânevî bir hazine…
Bütün fânî nîmetler bir kişinin olsa ve o, zevk u safâ üzere bin yıl yaşasa ne fayda! Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın dar bir çukuru değil midir?
Bizlere neyin hayır, neyin şer; neyin nîmet, neyin zillet olduğunu bildirecek olan, ancak dînin sesidir.