İnsan, ölüm ve âhiret hakîkatini er-geç görecektir. Fakat kabirde uyanmak insana fayda sağlamaz. Bu sebeple, asıl maharet; bu dünyada iken bu hakîkatleri idrâk edip gereğini yapmaktır. Hazret-i Mevlânâ şöyle der: “Sonunda sen de bunu anlayacak ve idrâk edeceksin ya, bari şimdiden kendine gel de son günü bugünden gör. Aklını başına al da, işin sonunu bugünden görmeye çalış. Hakîkati ve âhireti görecek gözünü, gafletle ve nefsânî temâyüllerle âmâ etme!”
Rebî bin Haysem Hazretleri, bahçesine bir mezar kazarak kalbinin katılaştığını hissettiği zamanlarda bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Gün gelip dünyaya vedâ edeceğini ve mezarda bir istiğfar ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesâbını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ölümü çokça hatırlamayı emreder, dünyaya dalıp gitmemizi istemezdi. Bir hadis-i şeriflerinde "Ölümü çokça hatırlayın! Çünkü ölümü hatırlamak, (insanı) günahlardan arındırır, dünyaya karşı zâhid kılar. Eğer zenginken ölümü düşünürseniz, sizi zenginliğin âfetlerinden korur." buyururdu.
Tefekkür-i mevte devam etmek pek mühim ibâdetlerdendir. Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır. Dâimî olarak tefekkür eden, dünyanın, değer verilmeyecek bir mekân olduğunu yakînen bilir. Bu bilgi kendisinden hâsıl olunca, dünyaya değeri kadar önem verir.
Bütün insanlık, ölüm ânında ister istemez ilâhî takdîre boyun eğecek ve teslim olacaktır. Hayatında ilâhî emirlere karşı çıkıp inatla diklenen zorba ve mütekebbirler bile o an hiçbir şekilde îtiraz edemeyeceklerdir.
Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek, 1930'da yazdığı "Tabut" şiiri ile dünya hayatındaki "son yolculuğu" anlatıyor bizlere.
İbn-i Ömer Hazretleri’nin rivâyetine göre Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın vefâtına sebep olan şey, onun Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vefâtından duyduğu derin üzüntüdür. Hakîkaten o, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in vefâtına o kadar üzülmüştü ki, mübârek vücudu eriye eriye iyice zayıfladı ve nihâyet vefât etti.[1]
İslam'da başa gelen dünyevî bir belâ ya da musibetin ağırlığı karşısında ölüm istemek yasaktır. Çünkü böyle bir hareket -Allah korusun- neticede intihara kadar gidebilir. Halbuki sabır gösterip dayanmak o sıkıntıdan kurtulmaya vesile olacaktır.
Japon araştırmacılar, tek başına yemek yiyen ileri yaştaki erkeklerin sosyal yaşıtlarına oranla daha erken öldüğünü ortaya çıkardı.
Çanakkale Muhârebeleri’nde iki zafer birden kazanılmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zâhiren kazanılan maddî zafer; ikincisi ise, ruh ve mânâ, fazîlet ve fedakârlık, din, îman ve vatan sevgisi hususlarında yaşanan ve aslâ mâzî olmayan mânevî zaferdir. Bu zafer, Türk milletinin tarihindeki eşsiz bir şeref tablosudur.