Yazının başlığı Müslüman okuyucuya tuhaf gelebilir. Özellikle insan aklını ve gönlünü esir alan bütün hurafe ve batıllara karşı bir başkaldırı ve direnişi temsil eden İslamiyet için öyle bir soru abestir. Esasen bütün peygamberlerin mücadelesi; baskı, zulüm, sömürü ve istismara karşı direnme şeklinde özetlenebilir.
İman-ı kâmile sahip olabilmek için tasavvuf eğitimi zorunlu mudur? Tasavvufî çevrelerde nakledilen: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü şöyle anlaşılmalıdır: “Mürşidi yani rehberi olmayan kişinin, rehberi şeytan olur”
Ortada bir hastalık, bir sıkıntı ve bir problem varsa ille yapılacak iş bunların çıkış sebeplerini araştırmak ve problemleri gidermek için çare üretmektir. Bugün yaşanılan tabloyu kalemle ifade etmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü yalın gerçek söze ve yazıya hacet bırakmadan varlığını bizzat haykırmaktadır.
Altınoluk Dergisi, 381. sayısı "Rabbani Ölçülere Göre Zihniyet Onarımı" kapağıyla çıktı.
Ubeydullah Hazretleri, ibadetlerin temelinin yediğimiz şeylerle çok yakından alakalı olduğunu; gördüğünüz bütün zevksizliklerin ve perişanlıkların, çoğu zaman şüpheli gıdâlar yemekten kaynaklanduğını söylüyor.
Allahü Teâlâ, kullarının sadece kendi rızâsına yönelik amellerinden hoşnud olur ve onları, kimseden yardım görme imkânının bulunmadığı yerde himâyesine alır. Aşağıdaki hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere, Allah Teâlâ kıyamet gününde yedi güzel insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır. İşte Allah için yaşayan yedi güzel insanın özellikleri...
Sahâbe, Resûl-i Ekrem’in sözleri karşısında ürperir, kalpleri titrer ve gözlerinden yaş akıtarak ağlarlardı. Bütün bunlar, samimiyetle inanmanın, itaat arzusu içinde olmanın, Allah ve Resûlü’nü sevip, saymanın birer göstergesidir. Kur’an ve Sünnet karşısında bizlerin de örnek almamız gereken davranışlardır.
Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Dualar ve Zikirler kitabında, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namaz kıldıktan sonra hangi duaları okuduğunu ifade ediyor.
Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir Hoca ile “Hadis karşıtı” kampanya üzerine Altınoluk Dergisi'nde yayınlanan söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.
Kardeşimsen, iyi bil ki ben bir garîbim ve her dem, yapacağın iyiliklerle sevinip ferahlamak dilerim. Zorda kalırsam, hiç çekinmeden, saf ve temiz bir gönülle ve rahatça senden isterim. Zorda kalırsan, sen de benden aynı rahatlıkla isteyebil isterim.