Hazret-i Mevlânâ; Selçuklu medreselerinde ikinci bir İmâm-ı Gazâlî seviyesine ulaşmış, sâkin bir âlim, zühd içinde yaşayan bir müderristi. Hâlbuki onun rûhunda meknûz bir okyanus vardı. O ummânı harekete geçirme, coşturma vazifesi, Şems-i Tebrizî’ye verilmişti.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, yaşayan, hisseden bir gönlün mâcerâsını, müşahhas bir kitaba dökerek, insanlığa büyük bir armağan bırakmıştır.
Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.