Mal ne demektir? Kısaca anlamı nedir?
Hadisi şerifte, dallarından tutanın cennete gideceği ve dalları cennetten dünyaya sarkan ağaç neye benzetiliyor? İşte cevabı...
İman ile olgunlaşmayan insanlar, dünya varlıklarına düşkün olurlar. Çünkü onlar için ne varsa bu dünyalıktır, ötesi yoktur. Bunun için malı severler, helal haram demeden mirasa konarlar, başkalarının miras hakkını dahi almak isterler.
Ekonomi disiplini adına (ya da hayatla ilgili bütün başlıklar adına) söylenecek her prensip, Allah ile ilişkimize nasıl baktığımızla alakalıdır. Ölçü için O’na bakıyorsak başka insan oluruz, O’nu unutarak yaşıyor, tutkularımız - hevamız bize yön veriyorsa başka insan oluruz. İnsanın bu ayrışmayı unutması da, kendi kendine kurduğu bir psikolojik tuzaktır. Ekonomi disiplini, Müslümanın kendine özgü karakterinin eseri olacaktır.
Allah, malı (serveti) kendi hakkı olan namazın kılınması, kulların hakkı olan zekâtın verilmesine yardımcı olması için indirmiştir (vermiştir). Yoksa hayvanların yeyip içtiği gibi, yalnız faydalanmak ve lezzet almak için indirmemiştir.
Dünyevileşmenin bir ahtapot gibi inananları sardığı bir dönemde aşağıdaki hadis-i şerif verdiği mesaj yönünden gayet manidar görünmektedir.
İnsanın nûrunu ve kemâlini artıran asıl müessir, meşrû yollarla elde edilen helâl lokmadır. Rızkın helâlini seçmek, hayatın nûru, gönlün sürûru, ibâdetin rûhâniyeti ve kalbin, kalb-i selîme ulaşmasının en başta gelen âmillerindendir.
Zekât, İslâm toplumlarında sosyo-ekonomik şartların ıslahını hedef alan, ölçüleri ve harcama yerleri belirlenmiş bir malî ibadettir. Özellikle Ramazan ayında zekatı vermek ve sadakaları arttırmak daha faziletlidir.
İsraf etmeme konusunda ekmeğe ve suya gösterdiğimiz hassasiyeti ne yazık ki pek çok şeye göstermeyiz. Çünkü modern zamanda tüketim kültürüyle birlikte israf edilenler listemize dâhil ettiğimiz teknolojik aletler, sağlık malzemeleri, zaman ve envai çeşit giysilerin israf edilmemesine dair zihnimizde bir şema yoktur.
Hak Teâlâʼnın rızâsına ve yakınlığına nâil olabilmenin yolu; rızka değil Rezzâkʼa, kâinatta sergilenen sanata değil gerçek sanatkâra, esere değil asıl müessire, sebebe değil hakîkî müsebbibe yönelmiş bir gönül kıvamı kazanmaktır.