İstanbul Müftülüğü 2006 yılından itibaren başta il genelinde görev yapan personele ve halka faydalı olması amacıyla yayınladığı Din ve Hayat dergisi bugün 22. sayısı ile ilmi yolculuğuna devam ediyor.
İbadetler ruhî yönümüzü, duygu dünyamızı besleyen, geliştiren manevî gıdalardır. Her bir ibadet şekli, manevi dünyamızın farklı bir yönünün gelişip olgunlaşmasına, arınıp yücelmesine sağladığı katkılarla hayatımızı kuşatır. Manevi hayatımızı zenginleştiren bu manevi gıdalardan birisi de kurbandır.
Para ile imtihanın, tasavvufî hayata ehemmiyet veren bir insana tesir etme riski var mıdır? Tasavvufun bu mânâda gönül-akıl terbiyesinde ne kadar etkisi olur?
Her iddiâ, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şâhitlere... İnsanın Allâh’ın huzurundaki en büyük iddiâsı, O’na îmân ettiğini söylemesidir. Bu iddiânın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikâmet üzere bir yaşayıştır.
Kadir gecesi, Cenâb-ı Hakk’ın, ümmetler içinde sadece ümmet-i Muhammed’e müstesnâ bir ikrâmı olarak lutfettiği, en zengin mânevî hazinelerden biridir. Onun ihtişam ve azameti, kıymet ve ehemmiyeti, müstakil bir sûre-i celîle ve birçok hadîs-i şerîflerle müjdelenmiştir.
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrâk edenler, onda oruç tutsun…” (el-Bakara, 185)
Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de zamana yemin ediyor. Hayat ırmağımızın hızla akmakta olduğunu, fânî ömürlerimizin büyük bir hızla tükeniş hâlinde bulunduğunu hatırlatıyor. Dünyâ hayâtının kısa bir zaman dilimi olduğunu, asıl hayâtın âhiret hayyâtı olduğunu açıkça beyan buyuruyor. Bizleri gaflete karşı îkaz ediyor.
Allâh’a îmân etmek, merhametli olmayı îcâb ettirir. Zira Cenâb-ı Hakk’a îmân eden kişi O’nu sever ve emirlerine itaat eder. Hattâ zamanla O’nunla alâkası olan her şeyi derece derece sevmeye başlar. Cenâb-ı Hak ise Kur’ân-ı Kerîm’de en çok Rahmân ve Rahîm sıfatlarını hatırlatır ve devamlı mahlûkâtına merhametli davranmayı emreder. Bu durumda bir mü’minin hem Cenâb-ı Hakk’ın emrine riâyet etmesi, hem de O’nun ahlâkıyla ahlâklanması îcâb eder. Merhametten uzak bir gönül ise, Allah’tan uzak ve nasipsiz bir gönüldür.
Yaşadığımız bu fânî hayat, ilâhî imtihan hikmetine binâen, bâzen kahır bâzen de lûtuf tecellîlerinin tezâhürüne sahne olmaktadır. Asıl mârifet, irâdemizi Cenâb-ı Hakkʼın rızâsı istikâmetinde kullanarak, bütün bu kahır ve lûtuf tecellîlerinden kazançlı çıkabilmektir.
Cenâb-ı Hak, yerleri ve gökleri insanın hizmetine sunmuştur. İnsanı da bu eşya ve kendisi karşısında sorumsuz ve başıboş bırakmamıştır. Yani Allâh, hem kâinâta hem de insana ilâhî kanunlarla yön vermiştir. Böylece o, bu imtihan hayatının, tatlı bir hürriyet ve mes’ûliyet dengesi içinde yaşanmasını takdir buyurmuştur.